5-16 Nisan tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak olan 38. İstanbul Film Festivali’nin biletleri 23 Mart Cumartesi 10.30’dan itibaren satışa çıkıyor. Sinema Kolektifi olarak, ilginizi çekebileceğini düşündüğümüz filmlerin bir derlemesini hazırladık. Listeyi hazırlarken, öğrenci arkadaşlarımızı düşünerek indirimli seansları olan filmleri göz önünde bulundurmayı ihmal etmedik. İyi okumalar…

1-Marighella / Yönetmen: Wagner Moura

Brezilya’nın çok yönlü sanatçısı, gazeteci, müzisyen, oyuncu, Narcos dizisinin Escobar’ı Wagner Moura bu kez kamera arkasına geçti. Moura’nın yönettiği ve senaryosunun yazımına da katıldığı ilk filmi, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan Marighella, Brezilyalı Marksist, ideolojik aktivist, siyasetçi Carlos Marighella’nın hayatını sinemaya aktarıyor. 1960’larda askeri diktaya karşı mücadele veren Marighella’yı filmde ünlü müzisyen ve oyuncu Seu Jorge canlandırıyor. Temposunu hiç düşürmeyen film, 1969’da öldürülen Marighella’nın hayatının son yıllarına odaklanıyor. (film.iksv.org)

2-Banksy’yi Çalan Adam / Yönetmen: Marco Proserpio

Kendini olağanüstü bir gizemin ardında saklamayı başaran, yapıtları da her zaman tartışmaların odağında bulunan sokak sanatçısı Banksy, 2007’de Filistin’de siyasal içerikli bir dizi duvar resmi çizdi; bir İsrail askerinin eşeğin kimliğini kontrol ettiği duvar resmi de bunlar arasındaydı. Beytüllahimli bir taksi şoförü, kentin yaşlılarını gücendirip kızdıran bu resmi, duvarıyla beraber kesip eBay’de sattı. Anlatıcısı asi rock’çı Iggy Pop olan güncel belgesel, bu ilginç olayla başlıyor, kültür çatışması, sanat, çalıntı mal, karaborsa konularına değinirken koleksiyoncular, simsarlar, sokak sanatçılarından da görüşler alıyor; sokak sanatının yaratıcısının, sileninin, protestocusunun, satıcısının ve alıcısının haklarının tartışılmasıyla genişliyor. (film.iksv.org)

3-Peterloo / Yönetmen: Mike Leigh

Mike Leigh’in Venedik’te Altın Aslan ödülü için yarışan yeni filmi tarihin karanlık sayfalarından birini aralıyor ve 1819 yılında Manchester’da gerçekleşen Peterloo Katliamı’na doğru giden süreci işliyor. Waterloo Muharebesi ile başlayan film, Napolyon Savaşları sonrasında açlık ve işsizlik hüküm sürerken oy verme hakkının sadece mülk sahipleri değil tüm vatandaşlara tanınması tartışmalarını izliyor. Leigh, filmin ilk yarısı boyunca bu tartışmaları diyaloga ağırlık vererek ele alıyor. Filmin final bölümündeyse, St. Peter’s Meydanı’ndaki protesto gösterilerinde halkın askerlerle nasıl karşı karşıya geldiğini çarpıcı bir gerçekçilikle perdeye taşıyor. (film.iksv.org)

4-Konformist / Yönetmen: Bernardo Bertolucci

Yeni kaybettiğimiz Bernardo Bertolucci’nin birçok başyapıtı arasında öne çıkan Konformist, tüm Bertolucci temalarını kusursuzca bir araya getiren, siyasal özünü incelikli bir sinema duygusuyla beyazperdeye aktaran, unutulmaz bir film. Bertolucci Konformist’te savaşın eşiğinde, faşizm altında ezilen İtalya’da genç ve ihtiraslı bir polis memurunun yükselişinin portresini çizer. Muhalif bir profesörün suikastına yardımcı olması için Paris’e yollanan kültürlü Marcello, görevi icabı profesörün güvenini kazanmakla kalmaz, zarif eşiyle de yakınlaşır. Tamamı görsel bir şölenmişçesine kurgulanan Konformist, cinselliğin ve ideolojik aidiyetlerin gizli tutkularla nasıl bağdaştığını, tepeden bakan Marcello üzerinden sorgular. (film.iksv.org)

5-Diğerlerinin Sessizliği / Yönetmen: Almudena Carracedo, Robert Bahar

Francisco Franco 1975’te öldüğünde, İspanya’nın yakın tarihindeki sayısız acı ve insanlık suçuyla dolu diktatörlük dönemi de sona eriyordu. Ancak aynı yıllarda kabul edilen Unutma Anlaşması diktatörlük rejimi mağdurlarının haklarını aramasını da imkânsız hâle getiriyordu. Yürütücü yapımcıları arasında Pedro Almodóvar’ın da yer aldığı bu çok ödüllü belgesel, ezber bozan “Arjantin Davası”nı konu alıyor. Franco döneminde işkence gören, bebekleri devlet eliyle çalınan ya da yakınları öldürülüp toplu mezarlara gömülen mağdurlar, kendi ülkelerinde açamadıkları davayı Arjantin’de açarak haklarını arıyorlar. Diğerlerinin Sessizliği bu benzersiz mücadeleyi altı yıl boyunca takip ederken, bir toplumun geçmişindeki travmalarla yüzleşerek iyileşme sürecini de belgeliyor. (film.iksv.org)

6-1968 / Yönetmen: Tassos Boulmetis

Yunanistan’da “mübadele takımı” olarak bilinen iki büyük kulüpten biri olan AEK, mübadele sonrası Atina’ya göç eden İstanbullu Rumlar tarafından 1924’te kuruldu. Sarı-siyah renkleri benimseyen AEK’nın basketbol takımı 4 Nisan 1968’de, yüz bin kişinin izlediği bir maçta Slavia Praha’yı yenerek Avrupa şampiyonu oldu. Politiki Kouzina / Bir Tutam Baharat ve 2017’de festivalin açılış filmi olarak gösterilen Notias / Lodos’un yönetmeni Tassos Boulmetis, bu efsanevi maça uzanan süreci kulübün kuruluş günlerinden başlayarak kurmaca bir hikâyeye yerleştiriyor ve dokunaklı bir nostaljiyle yeniden canlandırıyor. (film.iksv.org)

7-Cinnet / Yönetmen: Stanley Kubrick

Bir erkeğin yazar tıkanıklığının aile boyu dehşete dönüşmesinin hikâyesi, uyarlandığı romanın yazarı Stephen King tarafından sevilmese de korku sinemasının en büyük klasikleri arasında. Alkol sorununu geride bırakmaya çalışan Jack Torrence’ın kışı geçirmek ve romanını yazmak için ailesiyle ıssız ve son derece fotojenik Overlook Oteli’ne yerleşmesiyle başlayan kâbus, yazarın bir türlü kâğıda dökülemeyen bilinçaltının mı yoksa hakikaten kötücül bir mekânın mı eseri olduğunu uzun süre bilmediğimiz, birbirinden ürkütücü sahnelere gebe. Kubrick o sıralar yeni icat edilen Steadicam’i gönlünce kullanabilmek üzere tasarlattığı iç mekânlarda insanın iliklerine işleyen bir ürperticilik yakalıyor, üstelik Jack Nicholson’dan da unutulmaz çılgınlıkta bir başrol performansı alıyor. Cinnet, katalogda yer aldığı gibi 119′ dakikalık değil 144 dakikalık uzun versiyonundan gösterilecek. (film.iksv.org)

8-Piranhalar / Yönetmen: Claudio Giovannesi

Gomorra’nın ünlü yazarı Roberto Saviano’nun romanından uyarlanan Piranhalar, ergen zalimliğiyle suç dünyasının silahlarını ve ölüme karşı umursamazlığını beyazperdeye taşıyor. İlk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan filme adını veren piranhalar, mafya jargonunda “silahlı çete” anlamına geliyor. Bu filmin piranhaları ise Napoli’de ellerinde makineli tüfeklerle sokakları arşınlayan, mafyaya katılarak kazandıkları parayla marka kıyafetler satın alan 15 yaşındaki Nicola ve arkadaşları. Amatör genç oyuncuların rol aldığı film, bir yandan geleceğin mafyasının günümüzde nasıl yetiştiğini ve nasıl bir medya bombardımanına maruz kaldıklarını gözlemlerken bir yandan da ergen duygu durumunun suç dünyasından nasıl etkilendiğini inceliyor. (film.iksv.org)

9-Odamda / Yönetmen: Ulrich Köhler

Hem özel hem iş hayatında umutsuzca dibe vurduğunu hisseden ve geleceği düşünmekten korkan Armin, bir sabah uyandığında kendini dünyada kalan son insan olarak bulur. Zaman geçip bu başıbuyruk düzene tam alışmışken, günlerden bir gün, bu yeni dünyası da alt üst olur. Alman yönetmen Ulrich Köhler, ödüllü filmi Uyku Hastalığı’ndan 8 yıl sonra çektiği bu ilk filminde erkeklik, bağlılık, aile ve varoluş kavramları üzerinden modern topluma dair yer yer şaşırtıcı ve komik ama son kertede insancıl bir eleştiride bulunuyor. (film.iksv.org)

10-Biz Çakallar / Yönetmen: Hanna Ladoul & Marco La Via

Fransız asıllı yönetmen ikili Hanna Ladoul ve Marco La Via’nın kendi deneyimlerine dayandırdıkları bu ilk filmleri, genç, naif, umut dolu ve âşık olmanın zorluklara karşı getirdiği dirence dair bir güzelleme. Hayallerinin peşinde Los Angeles’a taşınan 20’li yaşlarındaki genç çift Amanda ve Jake’in bu şehirdeki ilk günleri, sürprizler ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir deneyime dönüşür. Jake rolünde American Honey ve Patti Cake$’den tanıdığımız McCaul Lombardi’nin yer aldığı Biz Çakallar ilk kez Cannes Film Festivali’nin ACID bölümünde izleyiciyle buluştu. (film.iksv.org)

Comments

comments