Herkese Merhabalar, Sinema Kolektifi olarak hazırladığımız videoların yenisinde bu sefer bir seriye başlıyoruz ve efsanevi alien serisini mercek altına alıyoruz. İyi seyirler.

Alien’ın ortaya çıkış hikayesine göz attığımızda Dan O’Bannon ismiyle karşılaşırız. Dan O’Bannon üniversite yıllarında, yönetmenliğini John Carpenter’ın yaptığı bilim-kurgu komedi filmi Dark Star’ı yaratarak sinema dünyasına giriş yapar. 1974 tarihli film, uzay gemisini öğrenci evinden hallice kullanan ve hippi gibi yaşayan bir mürettebatın başından geçen olayları anlatmaktadır. Yaklaşık 20 yıldır kesintisiz uzayda gezen ve gezegenleri yok etmek gibi hobileri olan bu ekip, uzay gemisinde deniz topundan bir yaratığıda beslemektedir. Düşük bütçesi ve amatörlüğüne karşılık Dark Star, Stanley Kubrick’in 2001 filminin bir parodisi olarak bugün halen keyifle izlenebilir. Filmin özellikle yapay zekayla yapılan varoluşsal ikna replikleri çok zeki ve güldürücüdür.

Paris’e yolculuk…

Dark Star, türün önde gelen filmlerinden biri olarak bugün hatırlanmasa da iki önemli işlev görür. İlki Dan O’Bannon’un filmdeki yaratığı öyle kötüydü ki, gerçek gibi görünen bir yaratık yaratma fikri buradan doğdu. Dan O’Bannon yine bir mürettebatın başından geçecek ve bu sefer daha korkutucu olayları anlatacak ve gerçek bir yaratığa sahip öyküyü bir kaç yıl sonra ortaya çıkaracaktı. İkincisi ise, filmi gören Jadorowski’nin Dan O’Bannon’u Dune filminin ekibine alarak onu Paris’e çağırması oldu.
Dark Star sonrası, bu filmin daha korkunç bir versiyonunu hayata geçirmek isteyen O’Bannon, Memory isimli bir senaryo kalema almış, uzay gemisine ulaşan bir sinyal sonucu, yolculuklarına ara vermek zorunda kalan ve bir gezegene iniş yapan mürettebatın hikayesi yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı. Ancak henüz, ekibin nasıl bir yaratıkla karşılaşacağı belirsizliğini koruyordu. Bu aşamada Jadorowski’nin teklifi ile Paris yolculuğuna adım atan O’Bannon, bir süreliğine hikayesine ara vermek zorunda kalıyordu.
Jadorowski’nin Dune filmi, projeyi destekleyecek bir stüdyo bulamaması nedeniyle rafa kaldırıldığında, en büyük hayal kırıklığına uğrayanlardan biri kuşkusuz Dan O’Bannon’dan başkası değildi. Dark Star sonrası, büyük ve epik bir uzay filminin önemli bir parçası olabilecekken, projenin yapılmaması nedeniyle kariyerinin henüz başında çuvallamaktan kurtulamıyordu. Ancak Dan O’Bannon yeniden en iyi yaptığı işe geri dönerek, kendi öyküsünü geliştirmeye devam etmeye karar verdi. Ayrıca bu sefer, Jadorowski sayesinde tanıştığı müthiş bir yaratıcı ekipten ilham alma fırsatına sahipti.

Senaryo Alien adını alıyor…

Dune filmi üzerine çalışırken, bilim-kurgu kitaplarına çizdiği kapaklarla dikkat çeken tasarımcı Chris Foss, korkutucu ama bir o kadar yaratıcı işlere imza atan, ileride alien’ın tasarımcısı olacak Giger ve Dune’un storyboarduna imza atan ünlü çizer Moebius’tan kendi öyküsü için fikirler alan O’Bannon, bu ekibin ortaya koyduğu karanlık ama bir o kadar da güzel işten etkilenmekten kendini alamaz. Amerika’ya döndüğünde senaryosu üzerinde çalışmaya yeniden başlar ve senaryonun ismini “Alien” olarak değiştirir. Hem insana yabancı olan tür, hem de yaratık anlamına gelen bu kelime senaryoya cuk diye oturur.
Ancak halen bir fikir olan yaratığın ete kemiğe bürünmesi gerekmektedir. Proje için işbirliği yaptığı Ronald Shusett’in önerisi ile yaratığın uzay gemisine nasıl giriş yapacağına dair yaratıcı bir fikir bulurlar. Bir embriyo olarak ekipten birinin içine yerleşen yaratık aniden vücudu parçalayarak içinden çıkacak ve uzay gemisinin derinliklerine karışacaktır. Alien’in bugün bile herkesi şok etmeyi başaran kült sahnesi artık senaryoya eklenmiş olur.
O’Bannon senaryo aşamasında, daha önce ortaya konmuş bilim-kurgu eserlerine göz atmayı ihmal etmez. Daha sonradan “Alien’ı bir kimseden çalmadım, onu herkesten çaldım” diyerek yaratım sürecinde ilham aldığı eserlere saygısını göstermeye devam eder. Artık senaryo hazırlanmıştır ve bunu gerçekleştirecek bir stüdyoya ihtiyaç vardır. Dune’un hezimeti daha tazeliğini korumaktadır ve stüdyoların büyük çaplı bilim-kurgu filmlerine bakış açısı henüz değişmemiştir. Projeyi biraz süslemek ve daha cazip hale getirmek için “uzayda geçen Jaws” filmi olarak stüdyo stüdyo gezdirmeye başlarlar. Tam da bu dönemde başka bir uzay filmi dengeleri altüst ederek bilim-kurgu filmlerinin önünü açmayı başarır. Bu film George Lucas’ın Star Wars’ı dır. Rüzgar arkalarından esmeye başlamıştır, artık filmin stüdyoya kabul ettirilmesi ve  yönetecek doğru kişinin projeye dahil edilmesi gerekmektedir. Bu stüdyo Brandywine olacak, filmi yönetecek kişi ise Düellocular filminin yönetmeni olarak çıkış yapan Ridley Scott olarak belirlenecektir.

Comments

comments