Yurtdışında eleştirmen ve seyircileri ikiye bölen Christopher Nolan’ın yeni filmi Tenet ülkemizde 26 Ağustos’tan itibaren sinemalarda gösterilmeye başladı. Kendi sinemasının bildik temalarını yine çarpıcı bir görsellik eşliğinde beyazperdeye taşımayı başaran yönetmenin yeni filmi Tenet’ı filmografisinin neresine yerleştireceğiz henüz belli değil ancak ülkemizden gelen ilk yorumlar ve eleştiriler yönetmenin iyi bir aksiyon filmi yaptığı ancak önceki filmlerinin başarısını yakalamadığı yönünde. Henüz çok erken olsa da, Tenet hakkında yazılan eleştirilerden hazırladığımız bir derlemeyi sizinle paylaşıyoruz. Yeni yazılar geldikçe güncelleyeceğimiz bu derlemeyi keyifle okumanız dileğiyle…

1-“Onu Anlamaya Çalışmayın, Onu Hissedin”

Onur Kırşavoğlu’nun yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Her şey bir kenara, film yıllar geçtikçe, kesinlikle aksiyon sineması için en önemli filmlerden biri haline gelecektir. 150 dakikanın nasıl geçtiğini anlamakta güçlük çekeceğiniz, zaman algısının tempoya çok güzel yedirildiği ve ihtişamlı sahnelerden bolca göreceğimiz film, aksiyon sevenleri bile iyi anlamda yoracak. Tempo neredeyse kusursuz, görsel açıdan da harika bir işle desteklenmiş durumda.”

2-TENET: İstenç ve Tasarım Olarak Dünya

H.Necmi Öztürk’ün yazısı için tıklayın – Dial M for Movie

“Dediğimiz gibi ilk saniyesinden itibaren aksiyon seviyesi çok yükseklerde seyreden yapım, hem işlediği konu, hem onu sunuş şekli hem de deştiği sorunsallar açısından tam bir Christopher Nolan filmi. Birçok sahnesiyle ikinci uzun metrajı Memento’ya (2000) büyük bir selam veren Tenet, yönetmenin önceki filmlerinden konular ve çekim teknikleri içermesi açısından da Nolan filmografisi düzleminde eklektik bir yapıya sahip.”

3-Tenet: Nolan’ın Güç Zehirlenmesi

Güvenç Atsüren’in yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Seyirciden yaratıcısının kendinden daha zeki olduğunu tasdik etmesini talep eden bir filme dönüşüyor Tenet. Bu da olsa olsa Nolan’ın hem seyirciler hem de endüstri tarafından sürekli pohpohlanmasının getirdiği bir güç zehirlenmesinden kaynaklanıyor olabilir.”

4-İşte sinemayı kurtarması beklenen film!

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

“‘Tenet’ da yine ‘başka bir kafa’nın ürünü… Baştan sona yeşil ekranlar önünde çekilip bilgisayarlarda dijital olarak tasarlanan hayal alemlerine oranla çok daha sahici mekânlar kulanıyor… Büyük bir konser salonunda geçen çarpıcı açılış sahnesi dahil olmak üzere ‘Tenet’, eski usul gerçekçi aksiyon filmlerinin havasını taşıyor.”

5-Christopher Nolan’ın yeni filmi ‘Tenet’ izleyiciyi bekliyor

Emrah Kolukısa’nın yazısı için tıklayın – Cumhuriyet

“Film özellikle çok sağlam aksiyon sahneleri ve zamana dair bazı kafa karıştırıcı ama son derece iyi kotarılmış planlarıyla sayı kazanıyor. Fragmanlarda da görmüş olduğunuz zamanda geri gitme sahnelerinin filmin en önemli sırlarından birine atıfta bulunduğunu belirtmek bile gereksiz, ama zaten çok şey söyledim, gidin gerisini kendiniz izleyin.”

6-Tenet: Nolan Filmografisinde Yeni Bir Devrin Başlangıcı

Umut Tiryaki’nin yazısı için tıklayın – Ekranom

“Nolan, Tenet ile madde ve zaman örgüsü içerisinde bir çalışma sunarken bunu filmin kurgusuna da yedirip bu filme normal bir film izliyormuş gibi bakmamamızın özellikle altına çiziyor. Normal bir hikayenin girişi, gelişimi ve çözümü vardır fakat Tenet’te ise bu durum çok farklı. Tenet’e, normal bir filmi izliyormuş gibi değil de tam orta kıyılarından bakmak çok önemli.”

7-Muhafazakar Bir Film Olarak Tenet

Tanju Baran’ın yazısı için tıklayın – Fikri Sinema

“Nolan’ın “lineer düşünüyorsanız bu iş olmaz” ikazına rağmen hikayeyi bu iki hatta ve zaman çizgisinde toparlayabiliriz ama özünde, bu bir paradoks. İki akış da aynı anda hem gerçekleşiyor hem gerçekleşmiyor; Watchmen’deki Dr. Manhattan’ın sözleriyle, gelecek veya geçmiş yok, “zaman sadece eşzamanlı” ve tek bir kenarı görme ısrarını bırakmak ya da Nolan’ın tınısı diş gıcırdatan sözleriyle “anlamayı bırakıp hissetmeye çalışmak” gerekiyor.”

8-Dede Paradoksuna Farklı Bir Bakış

Metin Kaçar’ın yazısı için tıklayın – Fikri Sinema

“Tam da bu noktada işin içine Dede Paradoksu giriyor. Elinizde bir zaman makinesi olsaydı ve geçmişe giderek dedenizi öldürseydiniz, siz de hiç var olmamış olacaktınız? Peki hiç var olmamış bir insan, başka bir insanı nasıl öldürebilir? Tam olarak bu kısır döngünün izdüşümü olan Tenet ile Nolan, Dede Paradoksu’na yeni bir olasılık kazandırmış ve gelecekten gelen maddelerin, geçmişteki işlevselliklerine ışık tutmaya çalışmış.”

9-‘Zamanları ayarlama enstitüsü’

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“Christopher Nolan’ın merakla beklenen son adımı ‘Tenet’, adeta ana karakteri ‘siyah’ olan bir James Bond filmi. Yönetmenin temel meselelerinden ‘zamansal yolculuklar’a ilişkin bir öykü anlatan yapım, bilimsel görünmesine rağmen dünya için tehdit niteliğindeki kötü Rus zengini karakteriyle klişe ve demode olmaktan kurtulamıyor.”

10-Tenet: Gerçeği istemiyor, kendi gerçeğini yaratıyor

Tuğçe Madayanti Dizici’nin yazısı için tıklayın – Birgün

“Christopher Nolan sinemasında ana hikâye ve ona bağlı yan hikâyeler iç içe geçmiş şekilde ve de parçalara bölünerek anlatılır. Bu sebeple izlediğiniz bir sahne diğer bir hikâyedeki olayların sebebi veya sonucu olabilir. O yüzden aceleci olmayın.”

11-Ne içindeyim zamanın ne de dışında

Olkan Özyurt’un yazısı için tıklayın – Sabah

“Naçizane hem filmin hem de Nolan’ın sinemasının yumuşak karnı da bu işte. Her daim tercihlerinde sinemayı öncelese de, sinemadaki lineer anlatımla mücadele ederken türlü yenilikler getirse de, seyirciye farklı sinematik deneyimler yaşatma konusunda çok iyi olsa da temel olarak seyirciyle olan ilişkisi problemli Nolan’ın. Başlangıç’taki gibi beynimize bir fikir aşılayıp bırakıyor. Ama o fikrin her insanda farklı bir şeye evrilmesine pek tahammülü yok.”

12-“Tenet” mi, “teneT” mi?

Fırat Sayıcı’nın yazısı için tıklayın – Popüler Sinema

“Eleştirilerin odak noktasındaki birkaç noktaya dikkat çekmek isterim. Zaman-mekan-insan algısı üzerine teoremleri kendince bazı filmlerine aktarmaya çalışan Nolan bu filmde hem dünyanın kötü gidişatının altını çiziyor hem de kader olgusu üzerine çok net olmasa da bir şeyler söylemek istiyor. İnsana ve dünyaya dair felsefi düşünceleri bilimsel teorilerle parlatmaya çalışırken bir yandan da seyirciyi sıkmayan ve aksiyon sinemasının inceliklerini de ustaca kullanan bir anlatım yolu seçiyor.”

13-Tenet: Nolan Filmografisinde Vasat Bir Sayfa

Serkan Şefkatlı’nın yazısı için tıklayın – Bakınız

“Bunların yanı sıra kusursuzluk abidesi olarak gördüğümüz Nolan, bu filminde yönetmenlik açısından pek de iyi bir iş ortaya koyamıyor. Özellikle filmin ilk yarısında birçok sahne yarıda kesilmiş gibi. Sıradan bir konuşmanın ortasında direkt başka bir sahneye atlıyoruz. Bu sahneleri gördükten sonra filmin daha uzun olduğunu ve Nolan’ın sahne çıkarmak zorunda kaldığını düşündüm.”

14-Tenet: Nolan’ın Fizik Kurallarına Meydan Okuduğu Filmi

Erkin Kırkpınar’ın yazısı için tıklayın – The Magger

“Psödo Sci-Fi yani “Yalancı Bilim Kurgu” kategorisine sokabileceğimiz Tenet’te; Nolan kafasına göre fizik kuralları koymaktan çekinmemiş, adeta “Newton da kimmiş“, “Kepler’in maaşını ben ödüyorum” şeklinde fizik kurallarının canına okumuş. Aslında bunu Memento, Interstellar ve Inception’da da yapmıştı. Fakat reji ve senaryonun tutarlılığı ile seyirciyi içine almayı, film sonunda da alkışları duymayı başarabilmişti. Aynısını ne yazık ki Tenet için söylemek mümkün değil!”

15-TENET: “Abar”ın Android Kuşağından “Son Hava Bükücü” Etkili Özenti Ardılı

Kerem Akça’nın yazısı için tıklayın – keremakca.net

““Tenet”, yön vermeye çalıştığı zamanın kıvrımlarında kafa karışıklığından dolayı kendini kaybediyor. Nolan, özenti, pespaye ve ucuz bir siyahi ajan/süper kahraman tanımına imza atıyor. Başından da sonundan da aynı okunması fark etmeyen derme çatma yapboz, “Dünyayı Kurtaran Adam”ın rakibi, “Abar”ın ardılı olarak noktalanıyor.”

16-Christopher Nolan bizi yeniden sinema salonlarına çağırıyor

Kerem Bumin’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“‘Tenet’, klasik bir tabirle biraz ‘gürültüsü boyunu aşan’ bir film… Nolan, sadece tek başına senaryoyu da üstlenmeyi bırakıp, daha önceki filmlerinin hemen hepsinde yaptığı gibi filmin yönetmenliğinde kalmayı seçerse daha yerinde bir karar olur. Çünkü böyle durumlarda nasıl sonuçlar verdiğini hepimiz biliyoruz…”

17-İddiasının altında ezilen bir aksiyon

Nil Kural’ın yazısı için tıklayın – Milliyet

“Ancak bu kez, Nolan, ses kadar sessizliğe de ihtiyaç duyulduğunu hesaba katmıyor ve “Yıldızlararası” ile “Başlangıç”ta yakaladığı dengeyi tutturamıyor. Yönetmenin çağa dair yakaladığı yaklaşan kıyamet ve insanlığın kendisinden sorumlu olduğuna dair üzerinde durulması gereken fikirleri, koşturmanın arasında kendilerini dinletemiyor.”

18-Kendi düşen ağlamaz!

Alper Turgut’un yazısı için tıklayın – Birgün Pazar

“Dahi sinemacı Christopher Nolan imzalı film, dünyanın sonunu getirmek isteyen insanlara, onu her koşulda korumaya çalışanlara ve lanet zamana dair bir seyirlik, kafa karıştırıcı ama akılda kalıcı değil!”

Comments

comments