Fransız yönetmen Claire Denis son filmi High Life üzerine yazılan eleştiri yazılarını sizin için derledik. İyi okumalar…

1-“High Life”: Hiçliğin ortasında yolculuk

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

““High Life” bazı eleştirmenler tarafından çok beğenilen ve önemsenen bir film oldu…  Ama kendi adıma filmi sevdiğimi ya da beğendiğimi söylemem mümkün değil. Yönetmeni Claire Denis, “yalnızca arzulardan ve vücut sıvılarından söz eden” bir film olarak tanımlıyor “High Life”ı… Evet, filmde bol miktarda vücut sıvısı görüyoruz. Arzulara da şahit oluyoruz ama karakterlere çok uzağız.”

2-High Life: Adem ile Havva uzayda

Cüneyt Cebenoyan’ın yazısı için tıklayın – Birgün

“Claire Denis’nin filmleri giderek daha zor anlaşılır bir hal aldılar fakat. “High Life” da ne dediği, niye dediği kolay deşifre edilemeyen filmlerden biri. Denis, bir tür “yaradılış” hikâyesi anlatmak istemiş. Uzayda bir kara deliği araştırmaya gönderilen bir grup ‘suçlu’dan geriye kalanların, insan türünü nasıl yeniden yaratacaklarını anlatıyor film.”

3-Bu gemi nereye, nereye gider?

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“‘High Life’ın özelliği ise 73 yaşında bir yönetmenin elinden çıkmasına rağmen uhrevi meselelerden çok ‘bilimkurgu sineması’ dahilinde çokça rastlamadığımız dertlere kulak kabartması olsa gerek.Yolculuk uzun, vakit çok, sürekli felsefi mi takılacağız yoksa içgüdülerimizle, doğamızın bize yükledikleriyle mi yüz yüze geleceğiz? Denis’nin tercihi doğamızla ilgilenmek olmuş.”

4-High Life: Yaşama tutunmaya, yeni başlangıçlara dair etkileyici ama sorunlu bir bilim-kurgu

Kaya Özkaracalar’ın yazısı için tıklayın – İleri Haber

“Uzay boşluğunda kara deliklere ulaşma hedefiyle yolculuk eden bir uzay gemisinin mürettebatının öyküsünü perdeye getiren High Life da benzerlerini beyazperdelerde izlediğimiz “uzay filmlerinden” çok farklı bir çalışma. Rol modeli, Hollywood yapımı “uzay filmleri” değil, 2001: Uzay Yolu Macerası (2001: A Space Odyssey; 1968), Solaris (1971) gibi “ağır” filmler. Fakat High Life önemli ölçüde cinsellik de içerdiğinden bu örneklerden de ayrılıyor. Dolayısıyla Denis’in bilim-kurgusu, bilim-kurgudaki kendi kişisel favorileriniz her neyse o favorilere kıyasla izlendiğinde beklentileri karşılamayabilecek bir film; kendine özgü bir film izleme beklentisiyle izlenmesi gerek.”

5-“Çok şey söylemek isterken, hiçbir şey söyleyememek”

Başak Bıçak’ın yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Hep yazılır; bazı filmler şema itibariyle kâğıt üzerinde heyecan verici veyahut sıra dışı görünebilir fakat iş film olma haline geldiğinde, senaryodaki duygunun seyirciye geçmesinin önünde bir takım engeller ortaya çıkabilir. High Life, işte bu engelleri aşamayan ve biçemi, filme dair tüm parçaların önüne koyarak seyircisiyle arasına duvar ören bir film.”

6-Zamandan sızanlar

Aslı Ildır’ın yazısı için tıklayın – Diken

“Karakterler ne zaman geçmişi hatırlasa, televizyonda ne zaman dünyadan bir haber çıksa grenli bir doku kaplıyor ekranı. Kameranın bahçeyi gezdiği bu giriş sekansı, sadece ‘High Life’ın değil, usta yönetmen Claire Denis’in duyusal sinemasının da bir özeti gibi. Kamera geniş plandan yakın plana geçtikçe, bahçenin daha vahşi, düzensiz ve “kirli” yerlerini gösterdikçe daha da belirginleşiyor bu.”

7-Baba, kız ve kutsal ruh!

Şenay Aydemir’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“‘Muhtemel’ kelimesi Claire Denis imzalı High Life için sıkça kullanılabilecek bir kavram. Çünkü yönetmen, uzay, zaman, hayat, varlık gibi birçok kavramı iç içe geçiriyor film boyunca ama net yanıtlar vermekten, kesin cümleler kurmaktan imtina ediyor. Durumlar, ihtimaller üzerine inşa edilmiş bir hikaye var karşımızda.”

8-High Life: Hiçliğin İçinde Yok Olma Senfonisi

Haktan Kaan İçel’in yazısı için tıklayın – Bakınız

“En kötüleri ayırdığımızda, bir toplum hayat bulur mu? Kimin değerlerine göre hayatımızı yaşarız ki? Claire Denis insanlığın sona sürüklenen varoluş algısını yeniden betimliyor. Hayatı boyunca yapmadıkları işler uğruna dışlananları, sırf kendilerine benzemiyor diye ötekileştirilenleri arafa benzer bir uzay gemisinin içinde koliliyor. Pişmanlıklarının içinde boğulmalarını izlerken, bir yandan da kaybolan erdemleri gün yüzüne çıkarmaya çalışıyor.”

9-’High Life’ ve sonsuz hapishane

Tunca Arslan’ın yazısı için tıklayın – Aydınlık

“Claire Denis’nin yönetimiyle yoğun bir anlam kazanmış durumda. “İçimdeki Güneş”te de birlikte çalıştığı Juliette Binoche’tan gene “sonsuz” bir verim almayı başarıyor ve bu melankolik, şiddetle, cinsellikle örülü serüvene uygun cüretkâr depresif dili tam manasıyla tutturuyor Claire Denis.”

10-High Life: İçimizdeki Karadelikler

Burak Sen’in yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Başrollerini Robert Pattinson, Juliette Binoche ve çok sevdiğimiz Mia Goth gibi isimlerin paylaştığı High Life; uzayda, bir uzay gemisinde yaşayan bir baba ve onun bebeğinin hikayesini, gündelik yaşamlarını anlatarak başlıyor. Sonrasında ise Claire Denis’nin pek sevdiği iç içe geçen geçmiş ve şimdi sekansları ile bizi daha önce tanıklık etmediğimiz bir yolculuğa çıkartıyor.”

11-Boşluğun en dolu hali

Kerem Bumin’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“Ömür boyu hapis cezası ile karşı karşıya kalan bir grup suçlunun cezayı almamaları için ölümle sonuçlanan bir deneye katılmayı kabul etmeleriyle başlayan High Life, insan ruhundaki boşluğun nasıl dolabileceğini inceleyen, cevaplanmayan soruların etrafında dolanan, bilimkurgu filmi gibi görünüp aslında ‘yarını olmayan’ insanları çok yakından analiz eden büyük bir yapıt. Yönetmen Claire Denis bu filmle sinema dilinin sınırlarını daha da ileri taşıyor…”

12-HIGH LIFE: Uzaysal Biçimde Gerilimin Evreleri

Burcu Meltem Tohum’un yazısı için tıklayın – Dial M for Movie

“Aranızda klostrofobik mekan kullanımını sevenleriniz varsa High Life sizin için biçilmiş kaftan diyebiliriz. Özellikle tıpkı Pattinson gibi hayatınızı sürekli belli bir odada sadece haftanın geçip gitmesini bekleyerek geçiriyorsanız filmde 2 saatin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız bile.”

13-Karadelik yolunda baba-kız

Olkan Özyurt’un yazısı için tıklayın – Sabah

“Her şeyden önce High Life sofistike, yapıbozucu, herkesin kendi meşrebine göre okuyup değerlendireceği, ucu açık bir bilimkurgu filmi. Dünyada ölüme mahkum edilmiş bir grup mahkum, karadeliğe doğru yol alan bir gemide denek olma şartıyla affedilirler. Fakat bu yolculuğun geri dönüşü yoktur. İşte filmde bu gemide yaşananları izliyoruz.”

14-Hiçliğe yolculuk

Murat Erşahin’in yazısı için tıklayın – sinemamuzik.com

“Baba-kız, vücut sıvıları, fedakarlık, bilim, saplantı, uzay zamanı, organik şeyler, görecelik, hiç olmak, duyarlılık, varlık, hayal kırıklıkları, hüzün, suç, vicdan, dönüşsüzlük, elem, yeni bir başlangıç ümidi, devam etme ve son… Claire Denis’in 2008 tarihli yürek söken enfes anlatısı ‘38 Rhums / 35 Tek Rom’un eşsiz baba-kız ilişkisi, bambaşka bir boyut ve uzama sıçramış.”

15-High Life: Hafızanın İzinde Bir Bilimkurgu

Güvenç Atsüren’in yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Bahsettiğimiz gibi, Robert Pattison’ın canlandırdığı Monte isimli genç adamı takip ederek başlayan film, anlatının içerisinde yaptığı sıçrayışları zamansal anlamda da yapıyor; zaman çizgisi bazen keskin şekilde geri ya da ileri doğru atlıyor. Filmin devamında anlatıcı konumuna geçen Monte’nin olayları hatırlama biçimi, anlatının akışına da yön veriyor. Hâl böyleyken High Life, çok parçalı ve bu parçaların arasındaki kesin bir uyum olduğunun dahi şüpheli olduğu bir yapıya sahip oluyor.”

16-High Life (2018) : Bellekleri Örseleyen Varoluş Sorgusu

Yaşam Kaya’nın yazısı için tıklayın – Sinematopya

“38. İstanbul Film Festivali’nde izlediğim, eleştirisini filmin vizyon tarihine bıraktığım “High Life”, Fransız yönetmen Claire Denis’in kendi dili dışında çektiği ilk filmi. Daha çok Fransızca yapımlarda adını sinema dünyasına gösteren usta yönetmen, bu ilk İngilizce denemesinde alışılagelmiş ‘uzay-zaman’ yolculuğunun dışında insanlara farklı bir bilimkurgu algısıyla ‘varoluş’ felsefesi üzerine sistemsel sorgular sunuyor.”

17-High Life Film Eleştirisi

Ayşe Başak Uçan’ın yazısı için tıklayın – Filmlerin Sesi

“Film neredeyse anlık geri dönüşlerle Monte’nin geçmişine, işlediği suça da  şöyle bir değiniyor. Yani film eşit ağırlıkta olmasa da üç hatta dört zaman diliminde akıyor. Öyküyü takip etmeyi bir miktar zorlaştırsa da bu karmaşık kurgu ve ağır temposu filmin kabus atmosferini destekleyerek çaresizlik hissini pekiştiriyor.”

18-High Life (2018)

Murat Can Aslak’ın yazısı için tıklayın – Murat Can Aslak

“High Life’taki uzay gemileri ana akım bilim kurgu filmlerinden aşina olduğumuz hiper teknoloji ile donatılmış, ferah, yuvarlak hatlı ve fütüristik, sanat eseri gibi uzay gemilerine pek benzemiyorlar; High Life’ta comodore 64 teknolojisi kokusu ve estetiği taşıyan daha çok hapishane komplekslerini hatırlatan köhne dikdörtgenler prizması uzay gemileri var. Bu haleriyle; izleyiciyi filmin zihinsel tartışma konularına duyusal ve sinematik olarak hazırlıyorlar.”

19-Vizyonda bu hafta: Claire Denis’ten cesur bir bilim-kurgu filmi

Mehmet Erduğan’ın yazısı için tıklayın – Independent Türkçe

“Fransız yönetmenin ilk İngilizce filmi olan High Life izlemesi kolay filmlerden değil. Hangi zamana ait olduğu belirsizse de, bilgisayar ekranları ve diğer teknolojilere bakarak dijital çağdan önceki arkaik bir dönemle bağlantılı olduğunu düşünmek mümkün. Açık bir hikaye anlatımından ziyade, yoğun anlamlar aramaya sevk eden film, kesinlikle Denis tarzına sahip. Hem şehvetli hem de vahşi, rahatsız edici ve biraz sıkıcı; ama garip bir şekilde bir o kadar da büyüleyici, hassas ama seyirciyi sarsacak ve sınırlarını zorlayacak kadar da cüretkar.”

20-Bulanık Bir Uzay Hikayesi: High Life

Gizem Yazgan’ın yazısı için tıklayın – Arakat Sanat

“Film uzay atmosferini, hiçlik duygusunu, adeta bir hapishane ortamı olan geminin verdiği klostrofobi hissini yansıtmada oldukça başarılı. Kara delik ve uzay gemisi tasarımları da keza öyle. Hipnotize edici görüntüler ve sahneler barındırıyor. Robert Pattinson, Juliette Binoche, André Benjamin ve Mia Goth gibi oyuncuların yer aldığı kadro da iyi performanslar veriyor.”

Comments

comments