15-25 Şubat’ta başlayacak 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterimi yapılacak filmler arasından izlemeniz gerektiğini düşündüğümüz filmleri sizin için listeledik.

1-The Nothing Factory / Hiçlik Fabrikası

İlk olarak Yönetmenlerin On Beş Günü’nde ve Fipresci’de ödül kazanmış Pedro Pinho’nun 3 saatlik Hiçlik Fabrikası, geçtiğimiz senenin en çok dikkat çeken ilk filmlerinden! Biçimsel olarak çığır açıcı, gezindiği suların da günümüz politik tartışmalarıyla çok kolay eklemlendirilebileceği film, bir grup işçinin çalıştıkları asansör fabrikasındaki hırsızlık olayını fabrika yönetiminin organize ettiğini anlamasıyla başlar. Bu olay yaklaşmakta olan büyük işten çıkarmaların habercisidir. İşçilerle pazarlıklar başladığında birçoğu işbirliği yapmayı reddedip fabrikayı işgal eder. Bunun üzerine fabrika yönetimi ortadan kaybolduğunda yarısı boşalmış bir fabrikayla başbaşa kalırlar. Pinho, sosyal gerçekliği müzikalle, uzun politik tartışmaları kendine has yeniden canlandırmalarla bir araya getirerek hem çok eğlenceli hem de kafa açıcı bir deneyime dönüştürüyor filmi. (!f İstanbul)

2-How to Talk to Girls at Parties / Partilerde Kız Tavlama Sanatı

Neil Gaiman’ın aynı isimli hikayesinden uyarlanmış Partilerde Kız Tavlama Sanatı, Punk’ın ilk yıllarında, aşka susamış Güney Londralı bir gencin birkaç gün süren dünya dışı aşk deneyimini anlatıyor. Okuldan çıkar çıkmaz üniformalarını atıp punk kıyafetlerine bürünen Enn ve arkadaşlarının ilk uğrakları yerli bir rock grubunun çaldığı ve despotluğuyla ürküttüğü kadar heyecanlandıran Kraliçe Boadicea’nın (Nicole Kidman’ı böyle kaçık ve öfkeli görmediniz, söz veriyoruz) mekanı oluyor. Çocukların bir sonraki durakları daha da tuhaf; bu dünyadan olmayan ama insan kılığında – hem de renk gruplarına ayrılmış latex kıyafetleriyle dans eden, akrobatlıklar yapan ve birbirinden garip takıntıları olan bir grubun gecesini gece ettiği bir ev partisi. İşte Enn, bu partide hülyalı bir çekiciliği ve dünyamızın halleriyle ilgili sağlıklı bir merakı olan Zan’le tanışır. Zan, Enn’in dünyasını tanımak için, liderlerinden 48 saatlik özel izin alır. John Cameron Mitchell’ın kural tanımayan psikedelik dünyasında geçen film, Punk’ın doğuşu, ilk aşkın tadından yenilmezliği ve partilerde kızlarla konuşma sanatı gibi varoluşun önemli meselelerinden birini aynı anda yaşatabiliyor. (!f İstanbul)

3-Lady Bird / Uğur Böceği

Hemşire Marie McPershon, kocasının işten kovulmasıyla tüm ailenin yükünü sırtlanır. Lise son sınıftaki kızı Christine ‘Uğur Böceği’ McPershon ise ilk kez aşık olmak, okulunun tiyatro kulübüne katılmak ve en çok da üniversitelere başvurmakla meşguldür. Aradığı macera dolu sofistike yaşam tarzını Sacramento’da bulamayacağına inanan Uğur Böceği, üniversite için uzaklara taşınma hayalleri kurar. Annesi ise; düşük notları ve aklı havadalığıyla Uğur Böceği için bunun bir hayalden öteye gidemeyeceğinden emindir. !f’çilerin oyuncu olarak yakından tanıdığı Greta Gerwig, (Frances Ha, !f 2013) bir anne ve kızının arasındaki aşk ve nefret ilişkisini anlattığı ilk uzun metrajı Uğur Böceği ile festivale geri dönüyor. Yılın en iyileri listelerinde üst sıralarda yer alan film, Oscar’ın da en büyük adayları arasında gösteriliyor. (!f İstanbul)

4-Last Flag Flying / Son Kahraman

Richard Linklater son harikasıyla bizi, Vietnam veteranı üç eski askerle melankolik ve komik bir yolculuğa çıkarıyor. Steve Carrell’ın muazzam performansıyla bedene bürünen Larry Shepherd, 30 yıl önce birlikte görev yaptığı iki asker arkadaşı Sal (Bryan Cranston’ın ağzı bozukluğuyla) ve Mueller (Laurence Fishburne’ün vakur performansıyla) kutsal bir görev için bir araya gelir: Larry’nin Irak savaşında kaybettiği oğlunun cenazesini gömeceklerdir. Bu üç arkadaşın doğu yakasının sahil kıyısındaki ilerleyişi; hem arkadaşlıklarının hem de Amerika’nın gündelik yaşamının içinden geçildiği renkli ve komik bir yolculuğa dönüşür. Linklater, alametifarikası olan diyalogları ve zamanın geçişini ustaca belgeleyişiyle bir kez daha hayran bırakıyor. Son Kahraman hem hüznü hem de komik anlarıyla usta yönetmenin son dönem en iyi işlerinden! (!f İstanbul)

5-Mudbound

Mississippi kırsalı, II. Dünya Savaşı’nın hemen sonrası, çamurun esir aldığı bir çiftlik. Köleliğin kağıt üstünde sona erdiği, ancak sosyal yaşamdaki ırkçılığın şiddetle sürdüğü yıllar. Büyük şehirden baba yadigarı toprağın bulunduğu kırsala büyük hayallerle göçen McAllan ailesi, çiftlik hayatının zorluklarıyla yüzleşir. Yüzyıllardır çiftlikte çalışan Jackson ailesi ise yeni kazandıkları hakların bilinci ve ilk kez toprak sahibi olmanın heyecanına rağmen, sosyal yaşamlarında ırkçı ön yargılarla boğuşmaya devam eder. Aynı çiftliği paylaşan bu iki ailenin savaştan dönen iki genç oğlu, memleketlerinde devam eden ırk savaşına esir olmamayı seçerek olağan dışı bir arkadaşlık kurarlar. Dee Rees’in yönettiği filmde, Amerika’da sosyal hiyerarşinin taşları yerinden oynarken, bazı şeylerin nasıl da değişemediğini izliyoruz. Gotham Ödülleri’nde ‘En İyi Toplu Oyunculuk Performansı’ ödülünü paylaşan filmin oyuncularından Mary J. Blige, aynı zamanda Altın Küre’ye de aday! (!f İstanbul)

6-Phantom Thread

1950’lerin Londra’sında Reynolds Woodcock (Daniel Day Lewis) ve kızkardeşi Cyril, İngiliz moda dünyasının gözde tasarımcılarıdır. Kraliyet ailesinden film yıldızlarına ülkenin önde gelen tüm kadınları The House of Woodcock’tan giyinmek için sıraya girer. Tüm sosyetenin gözü önünde şatafatlı bir hayat yaşayan Reynolds’ın hayatı kısa süreli ilişkilerle sürerken Alma ile tanışır. Alma’ya olan aşkı, düzenli ve istikrarlı hayatını derinden sarsacaktır. Paul Thomas Anderson’un muazzam son filmi Phantom Thread, Anderson’a özgü incelik ve ustalıkla, bir sanatçının yaratıcı yolculuğunun hikayesini merkezine alıyor ve aynı zamanda hayatının merkezindeki kadının da portresini çiziyor. Filmin çekimleri sırasında emekliliğini duyuran Daniel Day Lewis’i beyazperdede izlemek için de son fırsat! (!f İstanbul)

7-Sevmek Zamanı

Halil, Büyükada’da bir konağı boyarken duvarda asılı bir fotoğrafa aşık olur. Bir sene boyunca, her gün fotoğrafı izler ve bir gün fotoğrafın sahibi çıkagelir. Meral, Halil’in bir resme aşık olabilmesine aşık olur. Ancak; Halil’i resmine değil kendine aşık olduğunu ikna etmesi için çaba sarf etmesi gerekecektir. Metin Erksan, 1965 tarihli başyapıtında modernizm timsali Meral ile şark duygusalı Halil’in hikayesinin arkasına, muhteşem siyah-beyaz sinematografi ve müzikle, İstanbul’u koyuyor. !f, Sevmek Zamanı’nın Mimar Sinan Üniversitesi Sami Şekeroğlu Sinema-TV merkezi tarafından 2016 yılında restore edilmiş dijital kopyasını ilk defa seyirciyle buluşturmaktan gurur duyar. Büyük ekranda kaçırılmayacak bir güzellik. (!f İstanbul)

8-The Death of Stalin / Stalin’in Ölümü

Yıl 1953. Joseph Stalin’in, sağlık durumu -biraz paranoyak olması dışında- gayet iyidir ve ona karşı çıkan herkesi terörize edip, gözünü kırpmadan ortadan kaldırmaktan imtina etmemekte; bu durum yakın dostlarını dahi hizaya getirmektedir. Ta ki bir sabah çalışma odasında ölü bulunana kadar. Bundan sonrası, hiciv ustası Armando Iannucci’nin ellerinde mükemmel bir komediye dönüşür. Yalakalar bir anda iktidar yarışına girer; sümsük Malenkov, ukala Khrushchev, şaşkın Molotov, mafyöz Zhukov, Beria Stalin’in sarhoş oğlu Vasily ve yorgun kızı Svetlana. Fabien Nury ve Thierry Robin’in çizgi romanından, politik taşlamanın ve kara komedinin ustası Armando Iannucci tarafından uyarlanan Stalin’in Ölümü, hiç beklemeyeceğiniz kadar komik ve dünyanın savrulduğu güncel politik iklime cuk oturur nitelikte. (!f İstanbul)

9-The Florida Project

Dünyanın en büyüleyici yeri olarak adlandırılan Disney Dünyası’nın yakınlarındaki banliyölerde geçen Florida Project, 6 yaşındaki Moonee’yi (Brooklynn Prince’in muazzam çıkışıyla) ve onun isyankar annesi Halley’i (Bria Vinaite tam bir keşif!) bize tanıtır. Bobby (Willime Dafoe’nin çok konuşulan performansıyla) tarafından işletilen Magic Castle adlı otelde haftalık kirayla yaşayan bu ikiliyi; Sean Baker’ın (iPhone ile çektiği Tangerine’le (2015, !f 2016) tanıdığımız) ritmini hiç kaybetmeyen, güneşli, sepya ve 35mm çekilmiş muazzam sinemasından izliyoruz. Cannes’da gösterildiğinden beri senenin en çok konuşulan bağımsız filmlerinden birisine dönüşen Florida Project; çocukluk ve Amerikan rüyası üzerine yapılmış son yıllardaki en önemli sinema deneyimlerinden birisi olabilir. (!f İstanbul)

10-78/52: Hitchcock’s Shower Scene – 78/52: Hitchcock’ub Duş Perdesi

Hepimiz Hitchcock’un paltosundan çıktık! 78 sahne, 52 kesme. Filmimiz, Hitchcock’un Sapık filminin 2 dakikalık ünlü duş sahnesi üzerine. Bu sahne zaman içinde, sinema tarihinin en çok referans gösterilen ama aynı zamanda filmi bilmeyenlerin bile izlerine tanık olduğu ikonik sahnelerden birisine dönüştü. Peki ama, nasıl oldu da bu kısacık sahne bu kadar önemli bir kültürel fenomene dönüştü? İşte, Sundance Film Festivali’nde seyirciyle buluşan 78/52: HItchcock’un Duş Perdesi, bu 2 dakikalık sahne hakkında müthiş eğlenceli bir seyirlik. Belgeselde; Hitchcock hayranı Guillermo del Toro, Bret Easton Ellis, Karyn Kusama ve Eli Roth gibi sinefilleri dinleyip, etrafını saran kültürel göndermeleriyle birlikte bu müthiş koreografinin gizemlerini keşfediyoruz. 78/52: HItchcock’un Duş Perdesi sadece sinefiller için değil, sinemanın kolektif hafızamızın bir parçası olduğunu göstermesi açısından da kaçırılmaması gereken bir davet. (!f İstanbul)

11-Brawl in Cell Block 99 / 99. Blok

S. Craig Zahler, Bone Tomahawk’ta (2015) yarattığı kendine has korku-western bileşimini, Venedik’te yarışan son filmi 99. Blok’la başka bir boyuta taşıyor. Eski bir boksör olan Bradley, oto tamircisindeki işini kaybetmiş ve evliliğinin de sonuna gelmiştir. Hayatının bu noktasında eski bir arkadaşı için uyuşturucu kuryesi olarak çalışmaktan başka çaresi kalmamıştır. Her şey yolunda gibidir, ta ki bir gün kendisini polisle olan bir çatışmanın ortasında bulana dek. Toz duman kalkıp, kafasını kaldırdığında, kendisini yaralı ve hapse atılmış olarak bulur. Vince Vaughn’ın muazzam ve aynı zamanda korkutuculuğuyla akıldan çıkması zor oyunuyla 99. Blok; insan ruhunun karanlık köşelerinde dolaşan, fizikselliğiyle büyüleyen bir karakter çalışması. Vaughn’a eşlik eden Jennifer Carpenter, Udo Kier ve Don Johnson’ın performansları da bir o kadar göz alıcı. (!f İstanbul)

12-The Distant Barking of Dogs / Uzakta Havlayan Köpekler

Uzakta Havlayan Köpekler’de Ukrayna ve Rusya arasındaki çatışmalara bir çocuğun gözünden tanıklık ediyoruz, tüm masumiyetiyle. Oleg, çatışma alanına çok yakın olan ve durmaksızın patlama seslerinin yankılandığı sınır köylerinden birinde babaannesi ile birlikte yaşıyor. Köyde kendilerinden başka neredeyse kimse kalmamış, ama onlar için orası ‘evleri’ ve kırılgan bir umutla çatışmanın bitmesini bekliyorlar. Fakat çatışmanın şiddeti artıp, patlama sesleri yükselip, yaklaştıkça Oleg’in maceraları, kendi kendine yarattığı oyunlar da bundan etkileniyor ve savaşın izleri, oyuncakları haline geliyor. Bu unutulmuş ve terkedilmiş topraklarda Oleg’i bir yılı aşkın bir süre yakından takip eden film, çatışmanın çıplak gerçekliğini ve değiştirdiği hayatları, bizlere göstermek, yetişkinlerin sert dünyasını anlamak için çocukluğun masum bakış açısında ısrar ediyor. Belki de bu yüzden, Uzakta Havlayan Köpekler bu kadar soğuk bir konuya dokunan en sıcak filmlerden biri. (!f İstanbul)

13-City of Ghosts / Hayaletler Kenti

Belgesel; Suriye’nin Rakka şehrinin 2014 yılında IŞİD tarafından gele geçirilmesi sonrasında bir araya gelmiş bir grup anonim aktivisti merkezine alıyor. Bir kısmı Berlin’e, birkaçı da Türkiye’ye yerleşen “Rakka Sessizce Katlediliyor” adlı aktivist grup, Rakka’da olan bitenleri kimlikleri gizli arkadaşları aracılığıyla dünyaya aktarmaya çabalamaktadır. Hayaletler Kenti; yaşamları sürekli tehdit altında, her daim gizlendikleri yeri değiştirmek zorunda olan bu bağımsız gazetecilerin hayatları pahasına verdikleri mücadele hakkında. Meksika’daki uyuşturucu kartelleri üzerine yaptığı Cartel Land’le Oscar adayı olmuş belgeselci Matthew Heineman’ın Sundance Film Fesitivali’nde ödül almış bu kaçırılmayacak filmi de hem güncel hem de akıldan çıkmayacak hikayesiyle, Suriye hakkında yapılmış en önemli ve dikkat çekici belgesellerden. (!f İstanbul)

14-Professor Marston & The Wonder Women

Bildiğimiz süper kahraman orijin hikayelerinden oldukça farklı bir süper kahraman orijin hikayesi olan Professor Marston & The Wonder Women, Wonder Woman’ın yaratıcısı Harvardlı psikolog William Moulton Marston’ın 1940’lı yıllardaki yaratım sürecine eşlik etmemizi sağlıyor. Harvard’da yalan dedektörü ve insan davranışı üzerine çalışan Marston’ın, ikonik feminist süper kahramanı yetkililer tarafından sapkın ve sakıncalı bulunup, sansürle boğuşmuşsa da, bütün bu hikayenin arkasında karısı Elizabeth ile birlikte aşk yaşadıkları Olive Byrne adlı öğrencileri vardı. Wonder Woman’ın özünü oluşturan bu iki güçlü kadın ve arka plandaki kışkırtıcı hikaye, yılın en sıradışı biyografik anlatılarından birisine dönüşüyor. Yapımcılığını Transparent’tan Jill Solloway’in yaptığı film, Angela Robinson’ın gösterişsiz yönetmenliği ve Luke Evans, Rebecca Hall ve Bella Heathcote’un göz kamaştıran performanslarıyla dikkat çekiyor. (!f İstanbul)

15-Rumble: The Indians Who Rocked The World / Amerikan Yerlileri Dünyayı Sarsar

ABD Hükümeti 1907’de, Amerikan yerlilerinin müziklerini kaydetmek için bir komisyon kurar. Çünkü; bu şarkıların geleceğe aktarılmayacağından ‘nedense’ emindirler. Rock tarihini şekillendiren tüm müzisyenlerin çok yakından tanıdığı ancak halka mal olamamış Amerikan yerlisi, rock gitaristi Link Wray, 1958’de yayınladığı Rumble albümüyle rock müziği belki de en çok etkilemiş müzisyendir. Aynı zamanda gitarda ‘feedback’ ve ‘distortion’ın ilk kez kullanıldığı şarkı olan Rumble’ın radyolarda çalınması, tamamen enstrümental bir parça olmasına rağmen yasaklandı! Jimi Hendrix’ten, Delta Blues’un babası Charley Patton’a müzik tarihini şekillendiren birçok müzisyenin Amerikan yerlisi kimlikleri mümkün olduğunca gizlendi. Amerikan Yerlileri Dünyayı Sarsar, yasaklara, sansüre ve baskılara rağmen, Amerikan yerli müziğinin müzik tarihine olan etkisini gözler önüne seriyor. Martin Scorsese’den Iggy Pop’a uzanan katılımcılarıyla Rumble, müzikseverlerin kaçırmaması gereken çok önemli bir belgesel. (!f İstanbul)

Comments

comments