Online film izleme platformu MUBİ’de gösterime giren Kelly Reichardt imzalı İlk İnek (First Cow), Amerika’nın kuruluş yıllarında geçen bir arkadaşlık öyküsünü, iddialı bir sinematografi eşliğinde seyircilerle buluşturuyor. Film hakkında yazılan eleştiri yazılarını aşağıda bulabilirsiniz…

1-‘First Cow’: Saf sinema aşılayan anti-süvari western’i

Kerem Akça’nın yazısı için tıklayın – POSTA

“Bunun ötesinde de “First Cow”ın, belli şeylerin ilkinin peşine düşerek de aslında paralı toprak sahiplerinin sorunu ile insaniliğin kesiştiği bir yaklaşımı var. Filmin “Ölü Adam”a (“Dead Man”, 1995) çeşitli göndermeler yapması normal. Reichardt’ın Jarmusch damarını biliriz. Ama onun kült olan ‘acid western’ algısı burada canlanmıyor. Aksine doğaya bakışla başlayıp öyle biten bir minimalist western filmi izliyoruz.”

2-İlk İnek: Toprağın Altında

Kaan Denk’in yazısı için tıklayın – ALTYAZI DERGİSİ

“19. yüzyılın ortalarında dünyanın her noktasından sermaye avcısının gelip, koparabildiğini yanına kâr ettiği kanunsuz topraklarda geçiyor filmin hikâyesi. Buna rağmen, daha önce Kestirme Yol’da (Meek’s Cutoff, 2010) da tamamen nev-i şahsına münhasır dokunuşlarla ele aldığı western türüne geri dönen Reichardt’ın filminde, gelecek planı yapmayan korkusuz kovboylara yer yok. Aksine bu kez toprak altında bizi bekleyen hikâye, pekâlâ tarihin herhangi bir döneminde ya da herhangi bir coğrafyada karşımıza çıkabilecek gibi duran, korkuyla hayata tutunmaya çalışan iki genç adama ait.”

3-Bir ‘lokma’ uygarlık

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – HABERTÜRK

“Otis ve King-Lu büyük hızla birbirlerine uyum sağlıyorlar. Derme çatma kulübede iki kadeh içki aldıktan sonra, King-Lu dışarda odun keserken, Otis’in ortalığı süpürmesi, adı henüz konulmamış bir kader arkadaşlığının sessiz sedasız başladığını gösteriyor. Ama bir elmanın iki yarısı olduklarını söylemek zor. İlk sohbetlerinde King-Lu, ‘proje’lerinden söz ediyor; çiftçi olmak istediğini söylüyor. Daha az konuşmasına ve kendini çok iyi ifade edememesine rağmen Otis’in daha gerçekçi, pragmatik biri olduğunu hissediyoruz.”

4-First Cow (2019): Bozuk Süt

Salih Alp Gökçek’in yazısı için tıklayın – birdunyafilm.co

“Reichardt’ın yavaş sineması düşünüldüğünde, yapıtın muhteviyatı bu anlayışla büyük bir uyum yakalıyor. Doğa unsurlarının sinemasında büyük yer edindiği yönetmen, ana akımdan uzak ritim duygusunu; müziğin, kamera hareketlerinin ve her bir kesmenin bir akışın içinde oldukça durağan şekilde aktığı bir bütünlükte cisimleştiriyor. 1.37:1 görüntü formatının minimalist dokuyu beslediği yapıt, William Tyler’ın folklorik besteleriyle western olgusunu hissettirmekte.”

5-Beyaz İnsanın Medeniyeti(!) İnşası: First Cow

Tuba Büdüş’ün yazısı için tıklayın – filmhafizasi.com

“Film tüm bu büyük ve ahlaki açıdan tartışmaya açık meseleleri, karmaşık problemleri sesli seli dile getirmek yerine sadece göstermeyi tercih ediyor. Gevezeliktense özellikle uzak duruyor, daha çok görüntüler üzerinden konuşuyor. Örneğin birçok insanın yeni umutlarla geldiği “Yeni Dünya” fazlasıyla kirli, çamurlu ve pusludur. Bu anlamda kamera arkasındaki Christopher Blauvelt’ın başarısı görmezden gelinmemeli.”

6-First Cow: Dostluğun Hayata Tutunması

Anıl Yağcı’nın yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Film diğer western türlerinden çok farklı bir anlatıya sahip. Bir nevi western’in yeniden yorumlandığı bir anlatıyı izliyoruz. Klasik western anlatılarında genellikle bir yere varan karakterlerin hikayesini görürken First Cow’da ise western türünde görmeye alışık olmadığımız tiplerin bir yere varamayışlarını seyrediyoruz. Filmin hemen başında filmin sonuna yönelik doneler görüyoruz. Bu filmin dokusuna hiç zarar vermiyor.”

7-First Cow

Ufuk Kızılgedik’in yazısı için tıklayın – sinemap.netlify.app

“Buna rağmen First Cow karamsar bir film değil. Kapitalizmin “ilkel birikim” süreçlerindeki yağma ve şiddete gözlerini kapamazken, o tarihsel dönemde insani olanı merkezine koyuyor. Belki şöyle diyor: “Evet, herkesin birbirini ezerek yol aldığı, ekonomik çıkarların ve özel mülkiyetin hakim olduğu zamanlar(dı). Fakat bu coğrafyanın kuruluşunda dayanışma ve dostluk da var.””

8-Mahallemizin “İlk İneği” – “First Cow” İncelemesi

İnci Ece Akyalçın’ın yazısı için tıklayın – ilerigeridergi.com

“Fakat “First Cow” aslında bir arkadaşlık ilişkisi üzerinden toplumsal eleştiri yapma gayesi olan, hikayesi kesit üzerine değil olay üzerine kurulmuş bir öykü. Ancak kanımca serim, düğüm, çözüm iskeleti izleyici üzerinde filmin etkisini azaltacak şekilde kurulmuş.”

9-First Cow

Seher Kavut’un yazısı için tıkılayın – avrupasinemasi.com

“First Cow’un konusu şimdiki zamanda, bir yürüyüşçünün köpeğinin (AliaShawkat) ormanda iki iskelet keşfetmesiyle başlar.  Kemikler el ele tutuşur vaziyettedir yani muhtemelen birlikte ölen iki yakın arkadaşın ya da sevgilinin kalıntılarıdır. Hemen ardından İngiliz şair William Blake’in bir sözü bizi doğru yöne götürür: “Kuşun evi yuvadır, örümceğinki ağ, insanınki arkadaşlık.” Finalde tahmin edilebilir ölümlerinde birbirine bağlı olan erkekler arasındaki olağanüstü dostluk.”

10-Büyüleyici bir film: First Cow

Emrah Kolukısa’nın yazısı için tıklayın – CUMHURİYET

“Reichardt’ın Jon Raymond’ın “The HalfLife” adlı romanından uyarladığı “First Cow” ikilinin birlikte kotardığı 5. film aynı zamanda. Raymond’ın romanı çok daha uzun bir zamana ve farklı kıtalara yayılmış bir kurmaca gerçi ama yazar ve yönetmen olarak 1820’lerin Amerika’sında yarattıkları bu yeni ve çok daha minimal anlatı da 4:3 formatında çekilmiş gerçek bir mücevher.”

11-First Cow (2019) İncelemesi

Burak Aras’ın yazısı için tıklayın – novicinema.com

“Defalarca kez izledik biz bu insanları. Bisiklet Hırsızları’ndan Antonio ile Figowitz’in aynı kişi olduğunu bile söyleyebiliriz. Antonio’nun yaşamak için bisiklete muhtaç olması gibi, Figowitz de ineğe mecbur, bilemezsin… Film başarısını buradan elde ediyor zaten. Odağına insanı ve hayatta kalma mücadelesini koyuyor film. Acele etmiyor.”

12-First Cow: Emperyal Amerikan Mitine Karşı Bir Post-Western

Tayfun Bodur’un yazısı için tıklayın – FİLMLOVERSS

“Kelly Reichardt, First Cow’da, modern ABD’nin doğuşunun tanık olmadığımız kadar küçük ölçekteki öyküsünü anlatıyor. Bugüne kadar epik üsluplarla, devasa bütçelerle, çığırtkan ideolojilerle izlediğimiz ABD’nin doğuşu, Reichardt’ın diliyle yeni okumalar yapmamıza olanak sağlıyor.”

Comments

comments