Darren Aronofsky’nin son filmi “Anne!” hakkında yazılmış eleştirileri sizin için derledik. iyi okumalar…

1-Cennetten düşenler

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“Sevgi, kendini adama ve fedakârlık gibi meseleleri yeniden sorgulamak isteyen bir kadının etrafında kozasını ören ‘Anne!’yi kimi eleştirmenler yerden yere vururken kimileri de ‘başyapıt’ kabul etti ve göklere çıkardı. Filmin, Luis Buñuel’in ‘Yok Edici Melek’ini, Roman Polanski’nin ‘Rosemary’nin Bebeği’ni ve Lars von Trier’in ‘Deccal’ini hatırlattığını belirten bazı sinema yazarlarının yanı sıra “Aronofsky’nin ‘Anne!’si, 2017’nin en fazla nefret edilen filmi olabilir” yorumunda bulunanlar var.”

2-mother! (2017): Benzersiz Bir Metafor Kullanımı

Hazal Erkul’un yazısı için tıklayın – birdunyafilm.co

“İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde gerçekleşen Mother!, festivale katılan izleyicilerin bir kısmının ayakta alkışlaması ve bir kısmının yuhalaması ile karşılaştı. Övenlerin ve yerenlerin tepkileri hızla sosyal medyaya düşerken, kimi eleştirmenler filmi göklere çıkarıp kimileri ise yerden yere vurdu. Film seyircileri ikiye bölerken, kesin olan bir şey var ki bana göre Mother!, tüm derinlikleriyle yılın sinema olayı.”

3-İddialı, garip ve karanlık

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

“Daha eğlenceli bir yaklaşımla, evin yazarın bilincini temsil ettiği ve bütün filmin yazarın zihninde geçtiği söylenebilir. Kadın filmde, yazarın içindeki aşkın, bağlılığın simgesi ve biz de bütün öyküyü onun bakış açısından takip ediyoruz. Kamera hep onun peşinde. İlk başta erkeğin zihninde, yani evde sadece kadın var ama yazamadığı için bunalımda ve kadına ilgi gösteremiyor. Kadınsa doğuracağı bebeğiyle erkeğin bilincinin tek sahibi olmak istiyor.”

4-mother!: Bana Yalnızca Gerçeği Verin!

Gizem Çalışır’ın yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Öncelikle filmin öylesine zekice işlenmiş bir görsel anlatım biçimi, film dili var ki buna hayran kalmamak elde değil. En son Floransa’da yaşadığım Stendhal Sendromu’nu yeniden yaşatan ve bittiğinde birkaç dakikalığına koltuğuma çakılı kalmamı sağlayan bir sendrom bu ve şahitlerim var. Son yarım saatte doruğa çıkan ve görsel hazzın tavan yaptığı bir kıyamet sekansını Hieronymus Bosch’un pek değerli ‘Dünyevi Zevkler Bahçesi’ isimli triptik resminden yola çıkarak inşa eden ve bir evi cennetten cehenneme dönüştürerek bizleri Dante’nin İlahi Komedyası’ndaki katlar arasında yolculuğa çıkaran Aronofsky’nin dehasına hayran kalmamak elde değil.”

5-Alışılagelmişin dışında bir sanat ürünü

Oktay Ege Kozak’ın yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Filmin her karesi incelikle elden geçirilmiş yönetimi, kadronun gösterişçilikten kaçarak ruhlarını ortaya koyduğu cesur performansları (Özellikle sürenin çoğunluğu boyunca kamera suratından iki santim ötede ekstrem yakın çekimde izlediğimiz Jennifer Lawrence, daha önce kendisinden beklenmeyen derecede ruhunun karanlık noktalarına ulaşmak zorunda kalıyor), ve bile bile deli hikaye yapısı, belli bir teknik kaliteyi her an yakalıyor.”

6-Mother!: Dağınık, Biçimsiz, Travmatik Bir Kaos

Konuk Yazar’ın yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Aronofsky’nin filmin genelinde soluk ve yer yer koyu renkleri tercih ettiğini görüyoruz. Bu durum filmin sancılı hikayesini yansıtıyor belki de. Filmin sıkıntılı olduğunu söylemek mümkün. Çözülemeyen sıkıntılar daha büyük sıkıntıları da beraberinde getiriyor zamanla. Kar topunun gittikçe büyümesi gibi filmde yaşanan sorunlar da ilerledikçe işin işinden çıkılmaz bir hal alıyor.”

7-Anne!: Şiire Karşı Bebek!

Cüneyt Cebenoyan’ın yazısı için tıklayın – Birgün

“Filmin anlatmak istediği şeyi sevdim aslında. Şimdi söyleyeceklerim feministleri kızdırmasın: Bence bu fani dünyada yapılabilecek en nitelikli üretim insan üretmektir. İnsandan daha karmaşık, daha nitelikli, daha mühim bir şey var mı bu dünyada?”

8-Mother (Film Analizi)

Zamanınötesi’nin yazısı için tıklayın – zamaninotesi.com

“Mother aslında kör göze parmak sokar derecede bariz metaforlar içeriyor. Hatta bu bariz sembolik göndermeler uzman izleyiciyi üzen, izleme zevkini düşüren cinsten. Filmin anlattığı metaforları anlamak için literatür taramış olmanız gerekmiyor. Sadece hissederek izlendiğinde dahi bir idrak yaşamanız mümkün çünkü senaryo insanı insan yapan tüm süreci, tüm yaratılış serüvenimizi anlatıyor.”

9-mother!: Aronofsky’den Dini Bir Film Daha

Can Rende’nin yazısı için tıklayın – bakınız.com

“Sevgili Aronofsky karbon kağıdı alıp İncil’in üstüne koymuş ve sinema ortaya çıktığından beri anlatılan dini öyküleri filmine teker teker dahil etmiş. Karakterlere ad bile vermeyen Aronofsky aslında işleri kolaylaştırmış. Böylelikle Jennifer Lawrence’ın oynadığı Anne’ye Meryem, Javier Bardem’in oynadığı adama Tanrı, Ed Harris’in karakterine Adem, adamın eşine Havva, oğullarına Habil-Kabil, Anne’nin (Meryem’in) oğluna İsa diyebileceğiz. Evet, iki saat boyunca kendi kendisini tekrarlayan Aronofsky aslında gayet basit bir şekilde Cennetten Kovuluşu anlatıyor bu filminde.”

10-mother! (2017)

Hürrem Celil Erdoğan’ın yazısı için tıklayın – birdunyafilm.co

“Aronofsky bu sefer Noah’da ve The Fountain’de olduğu gibi insanlığın tarihsel sürecindeki mistik konuları indirgeyip dar bir alanda sıkışıp kalmak istememiş. Daha derin ve daha bilindik sulara açılmayı tercih etmiş. Filmdeki en büyük kusuru da bu yüzden işliyor yönetmen. Tam olarak derin suların hakkını ilk yarıda veremiyor. Yazının ileriki kısımlarında bu konuyu daha çok irdeleyeceğiz.”

11-Anne! Ben zaten doğdum!

Kerem Bumin’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“Jennifer Lawrence, Javier Bardem, Ed Harris, Michelle Pfeiffer gibi isimlerin yer aldığı, Darren Aronofsky’nin son filmi “Anne!” sinematografik olarak pozitif yönlere sahip. Ne var ki yönetmenin üst düzey teknik kapasitesi görsel açıdan doyurucu sonuçlar verse de filmleri bazen mesajların altını çizmekte bazı aksamalar, yer yer gereksiz dramatizasyon çabaları barındırıyor…”

12-Tek filmde insanlık tarihi

Olkan Özyurt’un yazısı için tıklayın – Sabah

“Aronofsky’nin insanlığın içinden geçtiği zamanda yaşananlarla ilgili hayli sert tepkisi olarak yorumlanabilir. Ama bu tepkinin sofistike hale getirilme çabasıyla film tuhaf sorularla bizi baş başa bırakıyor. Ve filmin finalde verdiği cevap ya da cevapların çok tatmin edici olduğu söylenemez.”

13-mother! (2017): Narsist Tanrı ve Yarattığı Katiller

İlayda Bıyıklı’nın yazısı için tıklayın – Cinerituel

“Aronofsky’nin mother! filminde hiçbir karakterin ismi yok – ki böyle olması da olası kafa karışıklıklarını önlüyor bana kalırsa. Şöyle ki; erkek Tanrı’yı, kadın Doğa Ana’yı, ev ise dünyayı temsil ediyor. Eve (dünyaya) ilk gelen misafir aslında Adem. Misafirin yemek sonrası tuvalette kustuğu sahnede kaburgasındaki yaraya dikkat çekilmesi, onun kaburga kemiğinden Havva’nın, yani karısının yaratılmış olmasına dair kutsal anlatı ile filmin hikayesinin örtüştüğü anlara dair ilk filizleri vermeye başlıyor.”

14-Alegorik Bir Yolculuk

Gizem Şimşek’in yazısı için tıklayın – Popüler Sinema

“Mother!’da hız trenine binmiş gibi hissetmeyi sağlayan unsur, tüm bu farklı türlerin ahenkli bir uyum içerisinde birbirine eklenerek  iç içe geçmesi. Karakterleri yavaş yavaş tanıyıp çiftin yaşamıyla ve kişisel alanla özdeşleşirken düğüm noktasına gelindiği hissedilmiyor. Düğüm noktasına gelindiğinde ise hız treninin gelebileceği en son noktada olduğunu fark eden seyirci birden kendini hızla metaforlar denizinin içine düşerken buluyor.”

15-Bir Utanç Kaynağı: Mother!

Tanju Baran’ın yazısı için tıklayın – Ters Ninja

“En baştan, net olarak belirtmek lazım: Mother!, son zamanların en utanç verici filmi. 2017 yılında, Aronofskygibi bir yönetmenin, arkaik ve kendi kendinin parodisi olan bir metni, göz kanatan metaforlar ve berbat bir konsept üzerinden perdeye taşımasının kabul edilebilir bir tarafı yok. Her filmin olduğu gibi Mother!’ın da alıcıları olacaktır lâkin nazarımda, sinemanın itibarını korumak için şiddetle karşı konulması gereken, aşılması halinde “sinemanın vicdanını kanatacak” bir savunma hattına yapılan aleni bir saldırıyı temsil ediyor. ”

16-Toprak Ana’nın Çığlığı

Ferhan Baran’ın yazısı için tıklayın – sadibey

“Yoğun semboller ve sembol diyaloglarla ilerleyen ve kıyameti tasvir eden finalle doruğa ulaşan seyri kolay olmayan bir deneyim ‘anne!.Filmin sembolik yapısı yapım tasarımından başlıyor. Mekân olarak seçilmiş Viktoryen ev, o dönemde bilim adamlarının insan beyni için en mükemmel şekil olduğunu düşündüğü sekizgen biçiminde tasarlanmış. Sekiz rakamının İncil’de yeniden doğuş ve yenilenme kavramları düşüncesinden yola çıkan yönetmen, sekizgen temayı evin şekli dışında aydınlatma araçlarında, kapı panelleri, resim çerçeveleri ve diğer eşyalarda kullanmaya özen göstermiş.”

17-mother! Sahip Olduğu İdeolojik Düzlemle İzleyiciye Ne Vadediyor?

Murat Yalçın’ın yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Anlatı olduğu gibi Jennifer Lawrence’ın performans gösterdiği karakter üzerinden ilerlediği için, onun sıkıntısını bizim sıkıntımız, onun bebeğini bizim bebeğimiz olarak kabul etmek zorundayız kanımca. Kaldı ki bu bir zorunluluktan çok rutine dönüşmüş bir husus. Seyirci, kadın karakterle özdeşleştiği ilk andan itibaren bir eksiklikle yüzleşmek durumunda kalıyor. Adeta bir öğrenci filmi gibi yatakta başlayan anlatı, yatağın soğukluğunu, zamansız uyanıp bir yerlere kaybolan sevgilinin eksikliğini seyirciye aksettiriyor.”

18-Erkek bencilliğinden korku filmine şaşırtıcı bir geçiş

Atilla Dorsay’ın yazısı için tıklayın – T24

“Anne!.. Gerçekten insanı şaşırtan, hatta allak-bullak eden bir yapım…Venedik şenliğindeki gösterisinden sonra seyircilerin yarısı coşkuyla alkışlarken, öbür yarısının yuhalaması boşuna olmamış!.. Bizim basın gösteriminden sonra da yargılar öylesine çelişkili oldu.”

19-mother! – İnceleme

Akın Arslan’ın yazısı için tıklayın – Seyir Listesi

“Taş, dünyadaki sevgiyi sembolize eden bir film imgesi. Bizzat Doğa Ana’nın, umutsuzluğa, ya da nefretin dehşetine düştüğü sahnelerde yeniden dünyayı güzellikleriyle görmesini sağlayacak olan suyun içine kattığı özün kendisinden oluşan bir materyal. Aronofsky’nin klasik bir sembolü haline gelen bu yaşam/sevgi özü, mother!’da da önemli bir yer tutan imge haline geliyor. Dünyayı oluştururken kullandığı sevgi özünün paramparça olmasından sonra Tanrı, bunun dünyanın sonunu getireceğine inanmıyor ve her şeyin affedilebileceğini iddia ediyor. Ancak ikinci hayal kırıklığını, Adem ile Havva’nın oğullarıyla karşılaştığında yaşıyor.”

 

20-Aronofsky’nin en cesur filmi

Nil Kural’ın yazısı için tıklayın – Milliyet

“Filmin metni birçok okumaya açık bir yapıda. Aronofsky’nin de aralarında olduğu yaratıcılar üzerine inşa edilmiş olarak görülebilir. Ama daha işleyen bir okuma Aronofsky’nin daha genel bir dünya yaratım sürecini İncil referansları üzerinden yeniden kurduğu. Filmin senaryosunun iddiası bir yana Aronofksy’nin kariyeri açısından ilginç olan filmin kaotik final bölümünde elini hiç korkak alıştırmadan yakaladığı sertlik ve cesaret.”

Comments

comments