Ercan Kesal’ın kendi yazdığı romanından uyarladığı Nasipse Adayız filmi hakkında yazılan eleştiri yazılarını sizin için derledik. İyi okumalar…

1-Nasipse Adayız

Barış Saydam’ın yazısı için tıklayın – Avrupa Sineması

“Ercan Kesal ilk yönetmenlik denemesinde kendi başından geçen ve bir roman olarak da yayımladığı Nasipse Adayız isimli eserini sinemaya uyarlıyor. Kesal’ın 2000’li yıllarda Beyoğlu Belediye Başkanı adayı olma yolunda yaşadıkları filmin arka planında yönetmenin bir anlamda kendi kendisiyle de geçmişe dönerek bir hesaplaşma yaşamasına neden oluyor. Filmin en önemli yanı kanımca kara mizah üzerinden bir Türkiye manzarası çizerken, başından sonuna kadar karakterin yaşadığı içsel yolculuğa sadık kalması ve büyük resmi anlatırken karakterini anlatı içerisinde salt bir araç konumuna sürüklememesi…”

2-İstanbul Film Festivali Günlükleri 6: Siyasetin otopsisi

Şenay Aydemir’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“İlk gösterimi ocak ayında Rotterdam Film Festivali’nde gerçekleştirilen “Nasipse Adayız”ın yönetmenlik ve senaryosunun yanı sıra başrol oyuncusu da Ercan Kesal. Kendi adıma filmi daha izlemeden önce, en büyük sıkıntısının bu kadar çok sorumluluk altına girmenin yaratacağı eksikler olabileceğini düşünüyordum ve fakat ortaya yılın en iyi filmlerinden birisi çıkmış. Hele de İstanbul Film Festivali’nin bu yılki seçkisinin zayıflığı düşünüldüğünde hemen her bakımdan kendisini öne çıkaran bir yapım olmuş “Nasipse Adayız”.”

3-Bir aday adayı filmi!

Banu Bozdemir’in yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Doktor Kemal Güner kimliğiyle ‘çare doktor’ olarak seçim çalışmalarına başlayan adamın halini bir seçim hicvi havasında izliyoruz ve bu tarza düşmeyen bir tempo eşlik ediyor! Aslında bildik bir hikayenin olası yanlarını anlatıyor Kesal bize! Tamamen kendi gözünden izlediğimiz olaylar zinciri zaman zaman kontrolden çıksa da, ufak bir toparlamayla yine her şey yerli yerine oturuyor.”

4-Nasipse Adayız: Türkiye ve Romanya Arasında

Güvenç Atsüren’in yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Nasipse Adayız, bu konuda yeni fikirler üretmese de günümüz Türkiye’sinin siyasi atmosferine dair ilgi çekici detaylar barındırıyor ama gerek özgün bir sinema dili bulamaması, gerekse de politik bir taşlama mı, yoksa bir trajikomik karakter çalışması mı olduğu konusunda bir türlü karar verememiş gibi görünen anlatı yapısıyla vasatı aşamıyor.”

5-Nasipse Adayız: Bir aday adayının haleti ruhiyesi

Kerem Akça’nın yazısı için tıklayın – Posta

“Fransız bir adayın internet sitesinin kopyalamasından bambaşka çılgınlıklara uzanan bir ‘silkelenme!’ süreci var. Bu da Kesal’ın kaleminden hayran olunası bir detaycılıkla çıkıyor. “Nasipse Adayız”da (2020) yönetmen-senarist-oyuncu-yapımcılık kimliğiyle bir dil arayışı var. Bunun izinde de aslında ‘deadpan politik taşlama’ denemesi izliyoruz.”

6-Servet’in Kemal Olarak Maceraları…

Gül Yaşartürk’ün yazısı için tıklayın – Cine Dergi

“Az sayıda mekanda (40. Dakikadan itibaren yemeğin verildiği ana mekan, alt katta ziyaret edilen bir başka düğün salonu ve sünnet düğününün yapıldığı salonla birlikte üç mekan) geçen filmin en büyük becerisi baş karakter Kemal’in yanından ayrılmayan bir kamera ile sürekli onu takip etmesi ve boğuculuk duygusu yaratması. Kemal’le birlikte sonu gelmeyen bir labirentte gibiyiz.”

7-39. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma filmleri

Kaya Özkaracalar’ın yazısı için tıklayın – İleri Haber

“Ercan Kesal’ın Nasipse Adayız’ı da ana gövdesi itibarıyla ilk bakışta eğlenceli bir seyir sunan bir taşlama. Beyoğlu’nda adı verilmeyen ama CHP’yi çağrıştıran bir partiden belediye başkan aday adayı olan özel hastane sahibi bir doktorun kampanya çalışmalarını perdeye getiren film, burjuva politik aygıtlardaki yerel politik arenayı bir hayli sahici görünen bir kara mizahla yansıtıyor, son çeyreğinde ise, mizah dozu azalarak riyakarlıkları daha sert biçimde resmediyor.”

8-Nasipse Adayız Festivalin Favorilerinden

Murat Tırpan’ın yazısı için tıklayın – Birgün

“‘Nasipse Adayız’, belediye başkan aday adayı olmaya kalkan hastane sahibi bir doktorun adaylık sürecindeki kritik bir geceyi anlatan, Kesal’ın daha önce kitap olarak da yazdığı, kendi yaşam deneyimlerinden beslenen bir film. Karakterleri gayet inandırıcı, kara mizah dozu yüksek, memleketteki reel politik alanın hal-i pür melalini ifşa eden trajikomik bir hikâye bu.”

9-39. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma izlenimleri

Emrah Kolukısa’nın yazısı için tıklayın – Cumhuriyet

“Artık sinemanın yönetmenlik tarafında da daha çok yer almasını umduğumuz Kesal, sanki biraz bazı şeyleri fazla açık etmemek uğruna (parti içi ilişkiler özellikle) kendi hikâyesini biraz budamış ama sonuçta yine sıkmadan ilerleyen, memleketteki siyasi ilişkilerin pespayeleğini sergileyen, mizah yanı yüksek bir film çıkarmış ortaya.”

Comments

comments