1-The Vault: Haksız Kazanç ve Kurbanlık

Tayfun Bodur’un yazısı için tıklayın – Filmloverss

“Banka soygunu temelinde yazılacak bir senaryonun, küresel para savaşından, kaybolan emek değerine, hatta karşılıklı yükümlülük/armağan kültürüne kadar pek çok fikre dokunuşlar yapması mümkündür. Üstelik bunu  bir sinema filminin altında yatan ideolojiye hiç dikkat etmeyen, sadece seyir zevki arayan bir kitleyi tatmin edecek düzeyde de yapabilir. Film, vaat ettiği aksiyonu, gerilimi altı iyi örülmüş bir senaryoyla önümüze sunabilirdi.”

2-Soygun Filmiyle Korku Türünü Birleştirme Çabası

Atilla Dorsay’ın yazısı için tıklayın – Orta Koltuk

“Bu ‘cazibe’ en çok filmin türünden geliyor. Çünkü karşımızda tam bir soygun filmi gibi başlayan, ama giderek korku filmine kayan farklı  bir yapım var. Aslında hiç bağdaşmayan bu iki türü birleştirme çabası.”

3-Ölüm Odası bizim için sıkıntı odası…

Kerem Bumin’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“Ölüm Odası filmi aslında fena olmayan bir şekilde başlıyor. Nispeten başarılı bir şekilde işlenmiş bir soygun sahnesinin ardından seyirci olarak belki çok üst düzey değil ancak kendi halinde, bilindik şablonlara dayanan, iddiasız bir soygun filmi izleyeceğiz hissine kapılıyoruz. Fakat filmi karıştıran hayalet hikayesi kısmı başlamadan önce bile bu soygun bölümü su almaya başlıyor çünkü ne yazık ki karakterler zayıf, sürprizler çok beklendik ve senaryonun gidişatı ciddi anlamda inandırıcı olmaktan uzak.”

4-Kıyıdan dönmüş, enteresan bir korku girişimi.

Burçin Aygün’ün yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Bu hafta vizyona giren Ölüm Odası ise benzeri bir temaya sahip ancak gerilimin yanında bir de korku unsurlarıyla hikayesini süsleyen bir çalışma. Daha önce 2007 yapımı The Signal ile bir başka türler karması üzerinde çalışan ve ortalamanın bir hayli üstünde bir filmle adını duyuran yönetmen Dan Bush’un yönetmenliğini yaptığı Ölüm Odası, sıradan bir banka soygununun nasıl gerçek bir kabusa dönüşebileceğini gösteriyor.”

5-Bodrumda biri mi var?

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“‘Ölüm Odası’, tıpkı yıllar öncesinin klasiği ‘Günbatımından Şafağa’ gibi ilk yarısı ayrı, ikinci bölümü ayrı bir çalışma. Bildik soygun filmi tadında başlayan yapım, daha sonra ‘korku sineması’nın sularına dahil oluyor. Yönetmenliğini Dan Bush’un üstlendiği, başrollerinde James Franco ve Clint Eastwood’un kızı Francesca Eastwood gibi isimleri izlediğimiz yapım, merakımızı belli noktalarda celp etse de nihayetinde ‘Ehh işte’ çizgisinin ötesine geçemiyor.”

6-‘Ölüm Odası’: ‘Merdiven altındakiler’, ‘İçerideki adam’la buluşuyor

Kerem Akça’nın yazısı için tıklayın – Posta

“Soygun filmlerindeki ‘kasa’ motifine ufuk açıcı bir bakış getirme hedefiyle yola çıkan “Ölüm Odası”, beklentiyi yüksek tutmadan izlenince gizemli yapısıyla sınıfı geçebiliyor. James Franco’nun geri planda kalıp Scott Haze’in öne çıkmasını avantaja dönüştüren ‘melez tür filmi’ içine alabiliyor.”

Comments

comments