Bir Neil Gaiman eserinin sinemaya uyarlandığını duyduğunuz andan itibaren, bunun alışılmadık bir şey olacağını kolayca tahmin edebilirsiniz. Sıradan olmayan olayların içine düşen sıradan insanların öykülerinin nasıl sinemasallaştırılacağı ise maharet işi. Her an kötü bir süprizle karşılaşma olasılığınız çok yüksek. Yönetmen John Cameron Mitchell ise; Hugo, Nebula, Bram Stoker ve Newbery Medal gibi ödüllerin sahibi Neil Gaiman’ın, filmle aynı isimli kısa öyküsünü (Partilerde Kız Tavlama Sanatı) sinemaya aktarma işini hakkıyla gerçekleştirerek bu zorlu işin altından başarıyla kalkıyor.

Yönetmen Mitchell, sıra dışı bir müzikal olan ve çoğu kişi tarafından en iyi filmi olarak kabul edilen Hedwig and the Angry Inch (2001) filmi ile kariyerine çarpıcı bir başlangıç yaparak sinemaseverleri heyecanlandırmıştı. Ardından gelen Shortbus (2006) filmi ile yine belirli bir kesim tarafından takdir edilse de, asıl düşüşünü Rabbit Hole (2010) ile yaşamıştı. Nicole Kidman ve Aaron Eckhart’lı kadrosu ile sıradan bir gerilimden öteye gidemeyen film, aynı zamanda yönetmenin filmlerinden heyecanlanan kitleyi hayalkırıklığına uğratmıştı. Queer sinemanın önemli temsilcilerinden biri olan Mitchell, Hollywood’un sıradan yönetmenlerinden birine mi dönüşüyordu.

Yukarıdaki soruya cevap vermek için yaklaşık 8 yıl boyunca beklememiz gerekti. İf İstanbul’da gösterimi yapıldığında memnuniyetle karşılanan “Partilerde Kız Tavlama Sanatı” filmini, bu haftadan itibaren sinemalarda izleyebileceğiz. Baştan belirtelim; Partilerde Kız Tavlama Sanatı, yönetmenin Hedwig and the Angry Inch filmini geçemese de, ona en yaklaşan filmi olmayı başarıyor.

1977 yılında geçen filmde; Croydon’daki punk hayatın içine girmeye çalışan Enn (Alex Sharp) ve arkadaşları, after party’nin yapıldığı mekanı ararlarken, garip bir müziğin çaldığı bir eve davet edilirler. Aradıkları after party’nin bu olmadığını kısa bir süre içerisinde anlarlar. Çünkü bu ev dünyayı ziyaret eden ve bu ziyaretin sonunda kendi çocuklarını yiyen bir uzaylı grubunun toplandığı mekandır. Ancak; Enn bu esnada tanıştığı uzaylı Zan (Elle Fanning) ile ansızın yakınlaşır. Zan’in kendi türüne isyan etmesiyle birlikte artık o da Punk  topluluğunun bir üyesi olur.

Film; başladığı andan itibaren, farklı galaksilerde yaşayan iki insanı yakınlaştıracak olan duygunun ne olduğuna kafayı yoruyor. Annesine ve onun şahsında vücut bulan İngiltere muhafazakarlığına karşı isyan eden Enn ile “bireysel bencillik” mottosuna sahip uzaylı topluluğuna isyan ederek yeni bir dünyayı keşfe çıkan Zan, dönemin isyankar ruhunun simgesi olan Punk fikri üzerinde birleşiyor. Bunu yaparken, kendilerini durdurmak isyenlerle kavgaya girmeyi ihmal etmiyorlar. İlk aşk üzerinden şekillenen büyüme sancılarıyla birlikte öykünün sonunda bir seçim yapmak zorunda kalıyorlar.

Nicole Kidman’ı Punk topluluğunun lideri rolünde izleyeceğimiz film, oyuncunun yönetmenle gerçekleştirdiği ikinci çalışma olurken, oyuncunun kendi kariyeri açısından da farklı bir seçim olarak öne çıkıyor. Genel olarak başarılı oyunculukların olduğunu söylemeliyiz. Filmde aynı zamanda Sofia Coppola’nın The Beguiled filminden sonra Kidman ile Elle Fanning’i yeniden bir arada göreceğiz.

Bu hafta vizyona giren filmler içerisinde Deadpool 2 filmiyle birlikte vizyonun öne çıkan filmi olan Partilerde Kız Tavlama Sanatı’nı fırsatınız varken izleyin. Neil Gaiman eserlerine aşinaysanız ya da 70’lerde geçen farklı bir bilim-kurgu ilginizi çekiyorsa, bu film tam size göre…

Serkan Atak

Comments

comments