Yönetmen Aleksey German Jr.’in Sovyetler Birliği’nin muhalif yazarlarından Sergey Dovlatov’un hayatının bir kesitini anlattığı filmi “Dovlatov” hakkında yazılmış eleştiri yazılarını sizin için derledi. İyi okumalar…

1-Dovlatov: Soğuk Leningrad Kışı

Özgür Yaren’in yazısı için tıklayın – Altyazı

“Dovlatov Sovyetler Birliği döneminin muhalif yazarlarından Sergey Dovlatov’un öyküsüne odaklanan biyografik bir film. Aleksey German’ın kasvetli filminin, Sovyetler’den çok bugünün Rusya’sına dair bir söz söylediğini düşünmek mümkün.”

2-Ey Özgürlük…

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“‘Dovlatov’, 1970’lerde sistemin gazabına uğramış ve değeri çok sonraları verilmiş Yahudi asıllı Sovyet yazar Sergey Dovlatov’un altı günü eşliğinde yitik bir kuşağın tarifine soyunuyor. Yönetmen Aleksey German Jr. şiirsel bir üslupla bu yürek burkan öyküyü anlatırken son dönemin en iyi filmlerinden birine imza atmış…”

3-Dovlatov: Resmi İdeolojiye Karşı Bir Yazar

Tayfun Bodur’un yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Under Electric Clouds, Bumazhnyy soldat gibi filmleriyle tanınan Aleksey German yönetimindeki Dovlatov filmi, geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışmıştı. Film, dönem atmosferini başarıyla yansıtmasına rağmen oldukça kopuk ve dağınık bir anlatıya sahip. Çoğunlukla dönemin sanatçılarının şikayetlerini dinletmekten öte gidemeyen sahneleri, ne tematik olarak ne de öyküsel olarak birbirine bağlanmıyor.”

4-Sovyet rejiminin utanç sayfalarından biri

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

“Yönetmen Aleksey German ile Yulia Tupikina’nın birlikte yazdığı senaryonun iyi işleyen yanı, iktidarın gündelik hayatta insanları nasıl kontrol ettiğini ve sansürün toplumun derinlerine nasıl işlediğini göstermekteki başarısı… Filmin belki de en acınacak karakterinin Soljenitsin ve Nabokov romanlarını satın almak isteyenleri polise rapor eden muhbir kitapçı olması tesadüf değil.”

5-Dovlatov: Gülümse Sergei

İrem Zeynep Karakaya’nın yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Dovlatov, Rus edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Sergei Dovlatov’un hayatını anlatıyor gibi dursa da bundan çok daha fazlası. Altı günlük zaman dilimi içinde 70’ler Rusyasını, Rus sanatçılarını, halkını, dönemin siyasi ve kültürel özelliklerini görüyoruz filmde. Zaman zaman geriye dönüşlerle Dovlatov’un yazarlık sevdasına, neyi yazdığına, neyi yazmadığına ve niye yazmadığına, neden anlaşılmadığına değinip geri geliyoruz.”

6-Dovlatov İnanıyor: Bütün Ablukaları Yıkacağız!

Semih Öztürk’ün yazısı için tıklayın – Artfull Living

“Senaryosunu aynı zamanda filmin yönetmen koltuğunda da oturan Aleksey German Jr.’ın Yulia Tupikina’yla birlikte kaleme aldığı Dovlatov, yazmak uğraşını hayatının merkezine koyan Rus yazar Sergey Donatoviç Dovlatov’un (1941-1990) altı gününe yoğunlaşıyor. Dünya prömiyerini Berlin’de yapan film aynı zamanda 2018 Berlin En İyi Sanatsal Katkı alanında Gümüş Ayı ödülüne de değer görüldü. Oyuncu kadrosunda Milan Maric, Danila Kozlovsky, Helena Sujecka, Artur Beschastny ve Anton Shagin’nin yer aldığı filmin Türkiye’deki ilk gösterimi ise 37. İstanbul Film Festivali’nde yapıldı.”

7-İktidarlar ne zaman sevmiş ki muhalif entellektüeli?

Duygu Kocabaylıoğlu’nun yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Milan Maric’in sakin ve dramatik bir performansla başrolü sırtlandığı Dovlatov, perdede akan replikleri, yazarın not defterinin ve edebiyatının gözümüzün önünde canlandırılmasıyla büyülüyor. Daha önce Sergei Dovlatov ismini duymamış olanlar için ise, yazarın edebiyatına göz atmak adına şevk veren bir başlangıç noktası.”

8-Dovlatov

Barış Saydam’ın yazısı için tıklayın – Avrupa Sineması

“Bu iki nedenden dolayı tarih tercihi son derece önemli. Bir yandan siyasi olarak diğer yandan da içsel olarak Dovlatov’un köşeye sıkıştığı, patlama gerçekleştirecekken, hikâyeyle dolup taşmışken bu yaratıcılık patlamasını gerçekleştiremediği bir sarkaç içerisinde Dovlatov’un hayatına sızıyoruz. Eşiyle, kızıyla, sevgilileriyle, iş arkadaşlarıyla, şairlerle, yazarlarla, ressamlarla Dovlatov’un kurduğu kırılgan ilişkiler öte yanıyla da iktidarın gölgesinde yaşanılan zorlu bir yaşama ışık tutuyor.”

9-37. İstanbul Film Festivali: Soğuk Siyaset “Dovlatov”

Elif Başak Aslanoğlu’nun yazısı için tıklayın – Fil’m Hafızası

“Film kitapları ölümünden sonra basılmış Dovlatov’un yazın hayatı ve özel yaşantılarına odaklansa da biyografik bir filmden ziyade bir sistem eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor ve günümüz yönetimlerine de dokunan bir üslup ile SSCB’nin içinde bulunduğu durumu eleştirme çabasına girişiyor.”

10-Dovlatov (2018)

Ertan Tunç’un yazısı için tıklayın – Öteki Sinema

“Dovlatov (2018), Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nin (The Unbearable Lightness of Being) anlatısına benzer bir yol izliyor ve ana karakterlerini belirli bir dönemin koşullarını ve o koşulların dayattığı ruh hâlini yansıtmak için kullanıyor ve Rus gazeteci ve yazar Sergey Dovlatov’un hayatından 1971 yılının Kasım ayına ait altı günlük küçücük bir kesiti alıp, o dönem bir şekilde ayakta kalmaya çalışan rejim karşıtı sanatçılardan oluşan bir grup özelinde dramatik açıdan güçlü, son derece insani bir çıkışsızlık öyküsü anlatıyor. ”

11-Hangi Sanatçı Yaşarken Takdir Edildi ki?

Yazgülü Aldoğan’ın yazısı için tıklayın – Orta Koltuk

“Dovlatov, ismiyle çağıran filmlerden değil. Seyrederken de kolay değil zaten. Dovlatov, Rus yazar Sergei Dovlatov’un yaşam öyküsü hiç değil. Hayatından bir kesit mi? Hayır sadece bir hafta! Tabii ki zaman zaman geri gidişlerle Dovlatov’un yazarlık tutkusuna, neyi yazdığını, neyi yazamadığını ve niye yazamadığına, niye anlaşılamadığına girip çıkıyoruz.”

12-Dovlatov (2018)

Murat Can Aşlak’ın yazısı için tıklayın – Murat Can Aşlak

“German’ın belki de en kötü tercihi filminin içindekileri bir kitapmışcasına izleyicinin üstüne dökmesi, her şeyi dümdüz “söyleme”yi yeterli bulması… Dovlatov (2018); sinemanın kendi araçları ve sinemaya has iletim kanallarını kullanmak yerine, derdini sadece senaryo üzerinden izleyiciye itelemeye çalışıyor.”

13-Bir zamanların Sovyetlerinde yazar olmak!..

Atilla Dorsay’ın yazısı için tıklayın – T24

“Bu ilgi çekici filmin temel özelliği kuşku yok ki tümüyle yazmak ve yazarlık eylemi (tutkusu da diyebiliriz) üzerine olması. Böylece film (zaten amaçlamadığı) bir yazar biyografisi olma çabasını aşıyor.  Ve soruna daha geniş bir bakış açısından yaklaşıyor.”

 

Comments

comments