Yorgos Lanthimos’un 10 dalda Oscar’a aday olan son filmi Sarayın Gözdesi hakkında yazılan eleştiri yazılarını sizin için derledik. İyi okumalar…




1-Sarayın Gözdesi: Grotesk Fars

Gözde Onaran’ın yazısı için tıklayın – Altyazı

“Film bu dünyanın kahramanlarına da benzer bir tavırla yaklaşıyor ve bu sayede ilginç bir duruma dikkat çekiyor. Tahtta bir kadın oturuyor olsa da iktidarın asıl sahipleri erkekler ve her biri Lanthimos’un tasvir ettiği saraya yakışır absürtlükte tipler. Onlar doğuştan sahip oldukları ayrıcalıkların ve istedikleri zaman istediklerini yapabilmenin tadını çıkarıp keyfilerine bakarken –örneğin devasa peruklar ve abartılı makyajlar içinde ördek yarıştırırken– kadınlar kıran kırana bir varoluş mücadelesi veriyor.”

2-Sarayın Gözdesi: Besle kargayı oysun gözdeni

Cüneyt Cebenoyan’ın yazısı için tıklayın – Birgün

“Yorgos Lanthimos her şeyi ve herkesi “aşmış” biri gibi olmaktan vaz geçse, her şeye tepeden bakan, karikatürize eden, küçümseyen tavrını bir kenara bıraksa ne kadar iyi olacak. Komedi yapmak, karikatür çizmek bunu gerektirebilir ama Yorgos’un yaptıkları sadece bir yere kadar komik. Filmlerinin karanlık halleri komikliklerini aşıyor. Bu filmler, hafif değiller kesinlikle. Komedyenin kendiyle de dalga geçen hafifliğini pek hissetmiyorum bu filmlerde, arada sırada gülsem ya da gülümsesem de.”

3-Tehlikeli ilişkiler…

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“Britanya toprakları üzerindeki iktidar erki etrafında dolaşmayı sürdürüyoruz. Geçen hafta ‘İskoçya Kraliçesi Mary’, bu hafta da ‘Sarayın Gözdesi’ (‘The Favourite’). Latife bir yana, arka arkaya gelen bu iki film, kuşkusuz ilginç tarihsel hatırlatmalarda bulunuyor ama bize aktarmaya çalıştıkları öykülerin galiba asıl dertleri çürümenin, entrikanın, hırsın ve yükselme tutkusunun tasvirlerine soyunmak. Hoş aralarında üslup farkı var; ‘İskoçya Kraliçesi Mary’ bu işi ‘ciddiyet’le yapıyordu, ‘Sarayın Gözdesi’ ise komik, hınzır ve kendince aykırı bir dile sahip… ”

4-The Favourite: Tekinsiz Bir Trajikomedi

Aynur Kulak’ın yazısı için tıklayın – Apartman Sineması

The Favourite’ın hem Yorgos Lanthimo’un sinema anlayışını ve dilini en iyi yansıtan film olması dolayısıyla hem de yukarıda bahsettiğim tüm bu özellikleri net bir biçimde görebileceğimiz son filmi olmasından dolayı izlemeden geçemeyeceğiniz, izledikten sonra da dimağınızda nefis bir tat bırakacak olan bir film.”

5-‘Sarayın Gözdesi’: İktidar, itibar ve sevgi…

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

“Kaldı ki, Lanthimos bizi üç karakterle de özdeşleştirmemeye dikkat ediyor. Olup bitenleri onların gözünden görüyoruz ama duygusal olarak üçüne de çok yakın değiliz. Yakın ve orta ölçekli planlarda genellikle alt açıları ve geniş açılı lensleri tercih etmesi de karakterlerle aramızdaki mesafeyi koruyor. Bu arada, filmi tümüyle üç kadın arasındaki ilişkiler üzerine kurması nedeniyle Lanthimos’un erkeklerin yakın planlarına mümkün olduğunca az yer verdiğini belirtelim.”

6-Çürümüş, kokuşmuş bir iktidar oyunu

Şenay Aydemir’in yazısı için tıklayın – Evrensel

“ukarıda andığım üç filmde, aile, yönetici, erkeklik üzerine inşa edilmiş iktidar ve kötülük ilişkisini masaya yatıran Yórgos Lánthimos, bu kez bizzat iktidarın kendisini merkeze alıyor. Çoğunlukla Efthymis Filippou ile birlikte kaleme aldıkları senaryoları çeken Lánthimos’un bu kez kendisinin dahil olmadığı bir hikayeyi perdeye aktarması bazı estetik tercihler yapmasını da zorunlu kılmış görünüyor. Kendisine dünya çapında şöhret kazandıran üç filmde, duygusuz, içe kapanık, soğukkanlı karakterleri ve zaman duygusunu dikkate fazla almayan yapısının dışında bir hikaye çünkü “Sarayın Gözdesi.””

7-The Favourite: Edepsiz İktidar

Aslı Ildır’ın yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Neredeyse her filminde zaman-mekânın sınırlarını zorlayan Lanthimos için politik ve etik kuralları/sınırları belli bir dönemi ele almak zor olsa gerek. Öte yandan, üç kadının iktidar çatışmasını izlediğimiz ve devasa bir sarayın içinde küçücük odalara hapsolduğumuz The Favourite’ın dünyası da en az Lanthimos’unkiler kadar bunaltıcı ve içe kapalı.”

8-The Favourite: Entrikanızı Neyli Alırsınız?

Burak Sen’in yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Ülkemizde Lanthimos sevgisi genel anlamda The Lobster ile başladı ve esasında özellikle genç jenerasyon yönetmeni The Lobster ile sevdi. Ama ben dahil genel manada Lanthimos’un en bilinen ve en iyi olarak kabul edilen filmi Dogtooth özellikle Yunan sinemasını apayrı bir yere taşıdı ve Yunan yeni dalgasının temel taşları oluşmuş oldu. The Lobster ile Hollywood’a geçmesi Lanthimos seven kesimi üzdü çünkü Hollywood gibi çemberin dışına taşmak konusunda sert kuralları olan bir mekanizmada Lanthimos’ta klişeleşebilirdi. Ama öyle olmadı ve Lanthimos kendi tarzını yine ortaya koydu.”

9-Lanthimos Soslu Bir Dönem Filmi: The Favourite

İlker Sönmez’in yazısı için tıklayın – Arakatsanat

“Filmde muhteşem kamera açıları, enfes bir müzik kullanımı söz konusu. Bu açılardan baktığımızda kesinlikle kusursuz bir eser var karşımızda. Perspektifler, ışık, kostümler her şey dört dörtlük. Bu bağlamda filmin Kubrick’in başyapıtı Barry Lyndon’ı akıllara getirmesi oldukça mümkün. Zaten Lanthimos’un The Killing of a Sacred Deer’da hafiften bir Kubrickleşme içerisinde olduğunu fark etmiştik, bu filmde de aynı mükemmeliyetçi tavrı sürdürmüş.”

10-Sarayın Gözdesi

Metin Kaçar’ın yazısı için tıklayın – Fikri Sinema

“2015 yılında vizyona giren The Lobster filminden itibaren alışılmadık hikayelerine Britanya’da devam eden Yorgos Lanthimos, bu sefer misafir olduğu Ada’nın tarihi ihtiraslarına The Favourite ile yeni bir bakış açısı getirmeye çalışıyor. 18. yüzyılın ataerkil Britanya’sında, dönemin kraliçesi Anne (Olivia Colman) ve onun yardımcıları arasındaki zıtlaşmaları grotesk bir üslupla sunuyor. Lanthimos diğer filmlerinin aksine, The Favourite’ın senaryosunun yazımında yer almadığı için grotesk bir anlayışla yarattığı öyküsel zenginliklerin bu filmde azaldığını söylemek mümkün.”

11-Oscar’ın gözdesi mi?

Kerem Bumin’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“‘The Favourite’ yönetmenin büyük seyirci kitlesine teslim oluşuna değil, onlara yeni bir sunumuna işaret eden bir yapım… Yönetmenin daha önceki filmlerini tercih eden ve bu filmin biraz daha ortada görünmesini eleştirenler tabii ki olabilir ancak Woody Allen bile kendini yenilemeye gidiyorsa niye Lanthimos da gitmesin?… Üstelik ortaya böyle başarılı bir film çıkıyorsa…”

12-Saraylar Birbirine Benzer (mi?)

Korkut Akın’ın yazısı için tıklayın – Sadi Bey

“Yunan yönetmen Yórgos Lánthimos, çok güçlü ve bir o kadar da evrensel bir film çıkarmış. Aday olduğu, topladığı ödüller kanıtı… Üç kadın var filmde, üçü de güçlü, hırslı ve başarıya odaklı. Üç kadının üçü de gözünü budaktan sakınmıyor. Olaylar bu üç kadının çevresinde dönerken, siz beyazperdeye yansıyanlarla içinde bulunduğunuz toplumda yaşanan iktidar savaşını düşünüyorsunuz ister istemez…”

13-Sarayın Gözdesi: Tadı tuzu az taht oyunları

Burçin B. Bilgin’in yazısı için tıklayın – SineKafe

“Buna karşılık film iki kadın arasındaki ilişkiye cesur ve farklı bir açılım getirmekten de oldukça uzak kalıyor. Dahası, son yıllarda LGBTQ bireyler arasındaki aşkları işleyen Ayışığım/Moonlight, Carol, Danimarkalı Kız/Danish Girl gibi filmlerin adaylıkları sebebiyle yapılmış bir Oscar manevrasından ileri gidilemiyor. Hatta Sarayın Gözdesi, bu temayı işlerken devrim yaratmadığı gibi bu filmlerin de oldukça gerisinde kalıyor.”

14-Çürüyen görkem

Murat Erşahin’in yazısı için tıklayın – sinemamuzik.com

“İktidar, güç oyunları, hırs, kıskançlık, kin, öfke, aşk, cinsellik ve yoz bir erk mücadelesi! Karanlık iktidar oyunları arasında, bütün toplumsal ve tarihi oluşlardan bihaber saray zümresi, Lanthimos’un favori meselelerinden ve absürt yaklaşımından alıyor nasibini ama Lanthimos, aşırı gösterişli yapım tasarımı ve iddialı biçimiyle, bir miktar kayboluyor, mevzuda! Yönetmenin yabancılaşması da denilebilir bu duruma.”

15-Sarayda kara komedi var

Olkan Özyurt’un yazısı için tıklayın – Sabah

“Ama tüm bu hicvetme ve görkemin arkasındaki bayalık eleştirisinin işlevlik kazandığı yer oyunculuklar. Lanthimos’un esas alkışı hak eden başarısı da burada. Olivia Colman, Emma Stone, Rachel Weisz müthiş bir uyum içerisinde, bilinçli bir şekilde ve gayet ciddiyetle sarkastik bir oyunculuk sergiliyor. Colman, En İyi Kadın Oyuncu dalında, diğerleri ise Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday ama pekala hem Stone hem Weisz de en iyi kadın kategorisine aday olabilirmiş.”

16-Sarayın Gözdesi (The Favourite) – Yorgos Lanthimos kafası abi ya…

Murat Dural’ın yazısı için tıklayın – Zaytung Sinema

“Köpek Dişi, Lobster, Kutsal Geyiğin Ölümü filmlerinden tanıdığımız yönetmen, bu filminde de sevdiği oyunculardan Rachel Weisz’ı, Oliver Colman’ı oynatmış, yanlarına bir de Emma Stone’u eklemiş, ama o da ne güzel eklenmiş! Senaryoyu ise çeşitli dizilerden bildiğimiz Tony McNamara ile hiçbir yerden bilmediğimiz Deborah Davis yazmış.”

17-Lanthimos cephesinde yeni bir şey yok

Başak Bıçak’ın yazısı için tıklayın – Beyazperde

“The Favourite’in en iyi tarafına gelince… Şüphesiz oyuncu yönetiminin ve performanslarının kusursuzluğu, filmin pek çok kişi tarafından sevilmesindeki en büyük paya sahip. Ve elbette burada takdir edilmesi gereken asıl isim, filmi bir gövde gösterisine dönüştüren Olivia Colman… Rolü için 16 kg alan oyuncu, bilhassa filmin ikinci yarısından itibaren Emma Stone ve Rachel Weisz’i gölgede bırakacak kadar devleşiyor…”

18-The Favourite: Bir Saray Alegorisi

Ayşe Başak Uçan’ın yazısı için tıklayın – Sinematopya

“The Favourite aksamayan senaryo ve  kurgusunun uyumu ile karakterler arasındaki dinamikleri hem çok iyi kuruyor hem de  gücün sahne sahne el değiştirmesini gayet keyifli bir seyirlik haline getiriyor. Karakterleri arasında pek ayrım yapmayarak her üçüne de davranışlarını temellendirebilecekleri mazeretler, zayıflıklar  veriyor ama yine de hiç kimseyi tamamen haklı bulmamıza da izin vermeyerek  hastalıklı, güvenilmez olanın insan  olduğunu vurguluyor.”

19-Sarayda aşk ve nefret

Emrah Kolukısa’nın yazısı için tıklayın – Cumhuriyet

“Lanthimos’un da hayranlığını gizlemediği İngiliz sinemacı Peter Greenaway’in ruhu da sızmış “Sarayın Gözdesi”ne. Belki onun mükemmeliyetçi tarzı ve kendine has dili değil ama ironik bakışı, aristokrasiyle alay eden ve alt tabakadan insanları da acı bir gerçeklik içinde resmeden sinemasını çokça andıran anlar ve sahneler var filmde.”

20-Tavşanlı İngiltere Tarihi

Ferhan Baran’ın yazısı için tıklayın – Sadi Bey

“Dışarısıyla pek fazla ilgilenmeden sarayın iç mekânlarında geziniyor kamera. Kraliçenin rahatsızlığı nedeniyle onun yatak odasında cereyan ediyor birçok şey. Balık gözü lenslerle ve şaşırtıcı açılardan resmediyor trajikomik insan serüvenini. Rekabetçi kadınların dünyasını ön plana çıkarırken, abartılı makyaj ve giysileriyle kenar süsü niyetine kullanıyor erkekleri. Lanthimos’un gerçeküstücü evreninin oyunbaz sürprizleri bu kadarla kalmıyor.”

Comments

comments