Fransız Yeni Dalgası’nın ünlü ismi ve Serseri Aşıklar’ın yıldızı Jean Seberg’in hayatından bir kesiti anlatan biyografi filmi Seberg hakkında yazılan eleştiri yazılarını sizin için derledik. İyi okumalar…

1-Seberg: Gerçek, Görünen, Temsil

Sezen Sayınalp’in yazısı için tıklayın – FilmLoverss

“Nasıl ki Jean Seberg, Herald-Tribune tişörtlü kızı görmek isteyen izleyicilerin karşısına o tişörtün ötesinde kuralları yıkan Jean Seberg’ü tanıtmak isteyen mücadeleci kadını anlatıyorsa, Andrews de onun anlatmaya başladığı hikâyenin arka planına ve dönemin Amerika’sına odaklanarak bu mücadeleyi engelleyen durumları merkezine alıyor.”

2-SEBERG: Önemli Şeyler Yapmak İsteyen Bir Karakterin Dramı

Eda Bebek’in yazısı için tıklayın – Dial M for Movie

“Film, izlenilen ve izleyen ikiliği üzerine kurulmuş. Jack ve Jean’in arasındaki, Jack’in bildiği ama Jean’in son ana kadar bilmediği ilişki tanıdık bir yapı. Bu yapının benzerini 2006 yapımı Das Leben der Anderen (Başkalarının Hayatı) filminde de izliyoruz. Fakat Başkalarının Hayatı filminin tek zamanda geçen anlatısı, çok boyutlu karakterleri ve seyirciyi başarıyla içine çeken dramatik ironisi sayesinde yakaladığı başarılı anlatının benzerini, ne yazık ki Seberg’de bulmak pek mümkün değil.”

3-Kendinden kaçan kız!

Şenay Aydemir’in yazısı için tıklayın – Gazete Duvar

“Açıkça söylemek gerekirse “Alacakaranlık” serisinden sonra (ki ben bu seriyi de iyi bulurum) kendisine çok iyi bir kariyer çizmeyi başaran Kristen Stewart dışında filmde iyi olan bir şey var mı söylemek zor. Belki yeni başlayanlar için FBI gibi bir başlık altında film anlam kazanabilir ya da Seberg’i hiç bilmeyenler için giriş mahiyetinde bir yapım olarak kayıtlara geçebilir.”

4-Alev almış bir yıldızın portresi

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

“Jean Seberg’in Solomon’a oranla daha iyi yazıldığı söylenebilir. Belli ki film duygusal anlamda Seberg’in yanında. Biz de hep onun yanında hissediyoruz kendimizi ve FBI’ın onun üzerinde oynadığı çirkin oyunlar gerçekten iyi anlatılıyor. Seberg, başlangıçta cesur, kararlı, dirençli bir idealist olarak geliyor karşımıza. Sonra dikkatsizliği ve gözüpekliği nedeniyle “kendini ateşe atan”, akıl sağlığını kaybeden biri olarak çiziliyor… Aradaki psikolojik geçişlerin tatmin edici bir şekilde yansıtıldığını söylemek zor.”

5-Seberg’i böyle tanımamalıyız!

Onur Çakmak’ın yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Yönetmen koltuğunda tartışma yaratan uzun metrajı “Una” (Karatavuk/2016) ile hatırlayacağımız Benedict Andrews var. Gerçek olayların yanına bilindik, kurmaca bir öge katıp seyirciyi tutmak istemiş. Bu ögeyi, FBI’da görevli 2 polis ve özellikle Jack O’Connell’in canlandırdığı ‘vicdanlı’ Jack karakteriyle oluşturmuş.  O’Connell’in (oyunculuğuyla pek beceremese de) karakteri Jack’in vicdan muhasebesi, neredeyse ana hikayeyle başa baş gidecek kadar yüzeyde tutulmuş.”

6-Onca kötülük varken…

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“Benedict Andrews’un yönettiği ‘Seberg’ iki yoldan ilerliyor. Ana kolda iplerin elinden yavaşça kaydığının farkına varan ve gözetlenme duygusuyla paranoyaklaşan ve haletiruhiyesi kaybolan bir yıldız profili, yan bölümde ise onun hayatını gözetlerken giderek yaklaşan, sempati duyan, daha da ötesi bir tür platonik âşığa dönen ve korumak için çabalayan FBI ajanı Jack Solomon var. Joe Shrapnel-Anna Waterhouse ikilisinin kaleme aldıkları senaryo, bu denge içinde yükselirken film hem bir trajik hayat hikâyesini hem de çok net çizgilerle olmasa da bir dönem ruhunu ve politik histerisini aktarıyor.”

7-Seberg: Politik- Gerilim Niyetine Aktris Biyografisi

Kerem Akça’nın yazısı için tıklayın – keremakca.net

“Benedict Andrews, ikinci uzun metrajında Jean Seberg’e modern bir bakış atarken son 20 yılın en iyi aktris bio-pic’lerinden birine imza atıyor. “Seberg”, tarihi karaktere müthiş bir şekilde uyum sağlayan Kristen Stewart’ın döktürmesiyle de hatırlanacaktır.”

8-Seberg: Fransız Yeni Dalgası’nın Hırçın Kadını

Halil Şimşek’in yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Jean Seberg’ün hayatının üç dört yıllık sürecine şahit olmamıza olanak sağlayan film, bizlere, her yönden güçlü ve ayakta durmaya çalışan bir kadının hayatına tanık olma imkanı sağlıyor. Biyografik öğelerin yanı sıra dramatik ve tarihsel anlamda da güçlü bir iş ortaya koyan film, Jean Seberg’ü daha az tanıyanlara da kolay izlenen yapısı ile sıkmayan bir hayat hikayesi sunuyor.”

9-Seberg (2019): “Aziz Joan”un Küllerinden Aziz Seberg’e Uzanan Bir Mücadele

Pelin Oduncu’nun yazısı için tıklayın – birdunyafilm.co

“Öte yandan filmden çıktıktan sonra, üzerinizde güzel ve sarsıcı bir etki yaratan en önemli unsur Seberg karakterini canlandıran Kristen Stewart’ın oyunculuğu. Kısacık saçları, mavi gözleri ve giydiği kıyafetlerle Seberg’e çok yaklaşan Stewart, kuralsız mimikleri ve iddialı bakışlarıyla cesur bir aktivisti resmederken, filmin diğer yarısındaki duygu değişimlerinin de hakkından gelmeyi başarıyor.”

10-Seberg

Kaya Özkaracalar’ın yazısı için tıklayın – İleri Haber

“Filme getirilebilecek bir şerh, Seberg’in başına gelenlerin, muktedirlerin kirli yöntemlerini teşhir ederken onların gücünün ‘sınırsızlığını’ duyumsatıyor olarak da algılanabilecek oluşu. Bardağın dolu tarafında ise Seberg’in başına gelenler karşısında çaresiz kalmasına karşın en azından görünürde pişmanlığa düşmemesi var.”

11-Seberg

Barış Saydam’ın yazısı için tıklayın – Avrupa Sineması

“Filmi, kurmacanın bittiği noktanın biraz ilerisine alalım. Seberg 1979 yılında, henüz 40 yaşındayken, kendi arabasının arkasında battaniyeye sarılı bir şekilde ölü olarak bulunur. Son eşi Gray de Seberg’in ölümünden bir yıl sonra intihar eder. Ancak kurmacanın sınırları bizi 1968-1972 yılları arasında sıkıştırır. Kurmaca, Seberg-FBI mücadelesini başlayıp biten bir spor müsabakası gibi anlatır. Dolayısıyla filmin açtığı parantez Seberg hakkında bildiğimizi düşündüğümüz olaylara yönelik FBI’in bakış açısını somutlaştırır.”

12-Soru işaretli yıldız

Murat Erşahin’in yazısı için tıklayın – sinemamuzik.com

“Her şeyden önce izlediklerimiz ne denli doğru? Gizemli ölümü dahil hemen her hareketiyle otoriteyle derdi olan muhalif aktivist Jean Seberg’in hayatının bize sunulan kesitin ne kadarı gerçek? Tahminlere ve farazi bir kurguya dayalı olduğunu düşündüren senaryo, bize biyografisi sunulan aktris hakkında çok az ipucu veriyor. Kör göze parmak oluşlar, kaba detaylar, nobran tasvirler, yüzeysel dokunuşlar, Seberg gibi eksantrik bir figürün derinliği ve gizemine hiç mi hiç yakışmıyor sanki!”

13-Seberg’in trajedisi şakaya dönüşüyor

Nil Kural’ın yazısı için tıklayın – Milliyet

“Filmin en başında Kara Panterler ile tanışan Seberg, zamanla FBI’ın hedefi oluyor ve sonra gitgide psikolojisinin bozulmasının ardından erken doğum sonucu çocuğunu yitiriyor. Kristen Stewart’ın Seberg’i canlandırdığı film, önemli bir oyuncunun kritik bir dönemini konu alsa da, hikayeyi karikatürleştiriyor. Kara Panterler’e yardım etme sürecini “Seberg”in beş dakikada geçiştirdiği bir sahneyle gösteren, Stewart’ın filmin büyük bölümünde ağladığı, klişeleri bile hakkıyla uygulamayan film, Seberg’in bu dönemde yaşadığı ve hayatına mal olan şiddeti istemeyerek de olsa özensizliğiyle şakaya dönüştürüyor.”

Comments

comments