Ali Atay’ın üçüncü filmi olan Cinayet Süsü, bir önceki filmi olan Ölümlü Dünya’nın izinden giderek bizi yine suç dünyasının içerisine sokuyor.

Bu sefer, bir seri katilin peşine düşen cinayet büro elemanlarının hikayesini anlatan film, Ölümlü Dünya filminin aksine daha derli toplu ve özellikle finalindeki şaşırtmacayla seyircileri tatmin edecek bir film olmayı başarıyor.

Ali Atay ilk yönetmenlik denemesi olan Limonata filmi ile dram ve komediyi başarılı bir şekilde harmanlayabileceğini kanıtlamıştı. İlk filmin taşıyabileceği handikapları bünyesinde barındırsada, bana göre Ali Atay’ın halen en iyi filmi Limonata olmaya devam ediyor. İkinci filmi olan Ölümlü Dünya, oyuncuların performanslarından aldığı güçle komik bir film olmayı başarıyordu. Ancak parçalı anlatımı, bir skeç toplamından öteye gitmemesine sebebiyet veriyordu. Suç komedisi türüne geçiş yapan yönetmenin, bu türdeki ilk filmindeki hataları mazur görebilirdik çünkü öyle ya da böyle, keyifle izlenen ve bir ekip işi olmayı başaran bir filmdi Ölümlü Dünya.

Müzik ve sanat yönetimi harika

Cinayet Süsü’nün ise, parçalı anlatımın olabildiğince toparlanmaya çalışıldığı ve hikayenin belirli bir ivme ile finale gelebildiği bir yapım olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle oyuncu kadrosunun vaad ettiği performanslar, müzik kullanımı ve sanat yönetimindeki başarıyı yan yana eklediğimizde kalbur üstü bir film olmuş diye de ekleyebiliriz.

Ancak Ölümlü Dünya’da başarıyla kurulan ekip çalışmasının, Cinayet Süsü’nde kurulabildiğini söylememiz mümkün değil. Cinayet Büro elemanlarını canlandıran isimlerden her birinin bir sahnede ön plana çıktığını ve bu formülün pek tutmadığını belirtelim. Senaryo ve kurgu müdahaleleri ile derli toplu hale getirilen akışın yeniden parçalı hale gelmesine neden olan bu durum, özellikle Feyyaz Yiğit’in sündürerek canlandırdığı karakteri her ekrana geldiğinde bir saatli bomba etkisi yaratıyor. Bazen çok gülebiliyorsunuz, bazen ise bir komedi filminde çok sıkılmayı başarabiliyorsunuz.

Filmin bir diğer handikapı ise, daha espirili olabileceğine, ne kadar bel altı espiri kullanırsa o kadar başarabileceğine inanması. Gerek tek bir oyuncunun performansına fazla bel bağlanması, gerek sürekli tekrarlanan ve bayağı bir kısmı bel altı olan espiriler, filmin mizah tonunu düşüren etmenler oluyor.

Ölümlü Dünya’dan hallice

Aynı zamanda, karakterlerin motivasyonlarını anlamakta güçlük çekiyoruz. Karakterlerin motivasyonlarını anlayamadığımız ve onlarla bir yakınlık hissedemediğimiz için, film ilk sahnelerden itibaren aksamaya başlıyor. Bu duruma örnek olarak Uğur Yücel’in hayat verdiği baş komiser karakterini sayabiliriz. Aynı durum seri katilin açıklandığı final sahnesi içinde geçerli. Süpriz son var, ama süpriz son ne vaat ediyor çok fazla belli değil.

Burada toparlayacak olursak, Ali Atay’ın Ölümlü Dünya ile girdiği bu kulvarda önemli bir boşluğu doldurduğu belirtmemiz gerekiyor. Ancak bir yönetmenin aynı türde yaptığı yeni filmin, bir öncekinin üzerine bir şey koyması gerekir. Cinayet Süsü’nün bu açıdan Ölümlü Dünya’nın bayağı önünde olduğunu söylememiz pek mümkün değil. Gişede çalışacak bir fikir ve kadro üzerine kurulu yapısı ile kısa vadede başarılı görülebilir, ancak yukarıda saydığımız handikapları aşmayı başarabilirse Ali Atay’ın daha başarılı filmlere imza atabileceğine hiç kuşkumuz yok.

 

Comments

comments