Amazon Prime tarafından yayınlanan The Boys dizisi, süper kahraman filmlerinin parodisini yaparken aynı zamanda türe bu zamana kadar yapılan en sert eleştiriyi getiriyor.

Günümüzde ana akım sinemanın yapı taşını oluşturan süper kahraman filmlerinin, Avengers Endgame ile ulaştığı zirvenin ardından, tekrar nasıl yükselişe geçeceği büyük merak konusu. Avengers Endgame sonrası vizyon şansı bulan X-Men Dark Phoenix ve Örümcek Adam Evden Uzakta, süper kahraman filmlerinin bu yolculuğunun zorlu geçeceğini gösteriyor.

Hem Marvel, hem de DC’nin sonraki işlerinin böylesi yüksek bir noktaya tekrar ulaşabilmesi için öncelikle kendi evrenlerini yeniden inşa etmeleri gerekiyor. Bunu yapabilmeleri için, bu zamana kadar tutan formülü tekrar etmeleri en etkili çözüm olacak gibi duruyor. Yani büyük bütçeli gişe filmlerinin bir süre daha gelmeye devam edeceğini öngörebiliriz.

İşin diğer ayağını oluşturan televizyon sektöründe ise, sinema kadar başarılı olabildiklerini söylemek zor. Bir kaç başarılı projenin dışında henüz turnayı gözünden vurabilmiş değiller. Televizyonda bu kadar başarılı olabilmiş değilken, aynı mecrada süper kahraman türünün ezberlerini bozan ve bu zamana kadar kurulan yapının temellerini sarsan bir proje kısa zaman içinde fenomen hale gelmeyi başardı: The Boys

The Watchman’ın izinden gidiyor

Garth Ennis ve Darick Robertson’ın kaleme aldığı çizgi roman serisinden Seth Rogen, Evan Goldberg ve Eric Kripke tarafından Amazon için 8 bölüm olarak uyarlanan The Boys; The Watchman gibi bir anti-süper kahraman hikayesini ekranlara taşıyor. Ancak bu sefer iyi-kötü arasında gezinen kahramanlar yerine süper kahramanlar tarafından kurulan bir sisteme tanıklık ediyoruz. Süper kahramanların popülerliklerini kullanarak daha fazla para kazandıkları, insanların hayatını kurtarmaktan çok kendi çıkardıkları düşündükleri bu sistem; Seven adlı bir grup süper kahramanın kendilerini halka pazarladıkları ve karşılığında haksız kazanç sağladıkları bir düzene dayalı olarak işliyor.

Sahip oldukları özelliklere bakıldığında, her karakteri bir Marvel veya DC karakteri ile eşleştirmek mümkün. Örneğin Homelander karakteri Süperman’in neredeyse tüm özelliklerine sahipken, A-Train’i Flash karakteriyle, Queen Maeve’i Wonder Woman’la rahatlıkla eşleştirebiliriz. Bu durum aynı zamanda, dizinin yaratıcılarına hem Süper Kahraman filmlerini hem de Hollywood’u eleştirebilmeleri için büyük bir alan açıyor. Çünkü ortada seyircinin kendisini özdeşleştirebileceği bir süper kahraman bulunmuyor.

Yozlaşmış Bir Süper Kahraman Evreni: The Boys

Süper güçlerin hep iyilik için kullanıldığına alıştırılan bizler, bu özelliklerin tamamen kötülük için kullanıldığına böylesine bir derecede ilk defa şahit oluyoruz. Sadece süper güçlerin değil, yapılan her hareketin bir çıkar ilişkisine dayandığı yozlaşmış bir sistem bahsettiğimiz. Suçluya cezasına verirken kaydedilen görüntünün sosyal medyada aldığı beğeni sayısından, kazara öldürülen bir masum insanla dalga geçmeye kadar varan, kısaca ahlaken çökmüş bir düzen.

Haksızlığa ve sömürüye dayalı her sistem gibi bu sistemde kendi karşıtlarını yaratıyor. Süper kahramanlarla savaşırken onların tanrısal özellikleriyle başa çıkmaya çalışan bir grup sıradan insan aynı zamanda onların yaptığı hukuksuzlukları ve kötülükleri açığa çıkarmaya çalışıyorlar. Evet onlarda belki iyi karakterler değiller ama sistemli bir kötülüğün yanında sütten çıkmış ak kaşık gibi kalıyorlar.

Yaratılan bu eleştirel evrenin bütünsel olarak tutarlı davrandığını söyleyemeyiz. The Boys içerisinde bulunduğu piyasanın koşulları gereği yaptığı eleştirinin bir benzerini zaman zaman kendi bünyesinde barındırmaktan kaçınamıyor. Sözü fazla uzatmadan; türün daha önce gördüğümüz sıra dışı örneklerinden farklı, daha eleştirel, daha komik ve en az onlar kadar aksiyon dolu bir örneği ile karşı karşıyayız. Hemen göz atın!

 

Comments

comments