2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde geçen The Dig, bir arkeologun, bir arazi sahibinin isteğiyle arazisindeki höyükleri kazmaya başlamasıyla ortaya çıkan şaşırtıcı keşifi ve ardından yaşanan olayları konu alıyor. Netflix’te yayınlanan The Dig hakkında yazılan eleştiri yazılarını sizin için derledik iyi okumalar…

1-The Dig | Kazmayı yanlış yere vuruyor

Şenay Aydemir’in yazısı için tıklayın – Evrensel

“Karakter sayısı sınırlı iken Edith ile Basil arasındaki ilişkinin alacağı/ alma ihtimali bulunan biçimlerine ve söz konusu tarihi eserin kıymetine odaklanmış olan hikaye, karakterler arttıkça odağını ve temposunu da biraz kaybediyor ne yazık ki. Bir yandan bu büyük buluşun İngiltere tarihini nasıl da değiştirdiğini ve belli ki onlarında artık köklü bir geçmiş sahip oldukları konusunda hava atabileceklerini izlerken, diğer taraftan birbirinin içine giren ilişkiler yumağı ortaya çıkıyor.”

2-The Dig: Avustralya Yeni Dalgası usulü İngiliz kazı meditasyonu

Kerem Akça’nın yazısı için tıklayın – Posta

““The Dig”, klasik bir kazı hikayesi anlatsa da, özünde bir irade öyküsü saklansa da asla destansı bir macera filmi (bkz. “Indiana Jones”), bir korku filmi (bkz. “The Mummy”) veya net bir Yahudi soykırımı filmi üzerinden gitmiyor. Aksine bunun ötesinde bir şeylerin, modern bir dilin peşine koşuyor. Mulligan’ın kulaklarını kaybettiğini de, başka sorunlar da yaşadığını hissetsek de onun finali de soyut bir şekilde gerçekleşiyor.”

3-Heyecanlı, hüzünlü ve tarihî…

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

“Başarılı bir tiyatro yönetmenliği kariyerinin ardından ilk kez ‘The Daughter’ (2015) ile kameranın arkasına geçen 1985 doğumlu Simon Stone’un karakterler kadar ‘resimleri’yle akılda kalan bir işe imza attığını belirtelim. Stone görüntü yönetmeni Mike Eley ile birlikte ‘The Dig’i açık alanlarda geçen, hüzünlü İngiliz manzaralarıyla dolu bir film olarak tasarladığı açık… Göz alabildiğine uzanan çayırların, ufuk çizgisinde bulutlu gökyüzüyle buluştuğu çekimler ve ıssızlığın ortasındaki düşünceli insanlar, yer yer Terrence Malick’in ilk dönem filmlerini de aklıma getirdi.”

4-Meleklerin Cinsiyetinden Konuşalım Biraz

Bilgehan Uçak’ın yazısı için tıklayın – Biamag

“Simon Stone’un konusunu 2. Dünya Savaşı öncesinde gerçek bir olaydan alan “Kazı” (The Dig) filminin düşündürdükleri… Savaş kapıya dayandığında, düşman ordusu toplarıyla, uçaklarıyla yığıldığında elinden ne gelir bir insanın?”

5-The Dig: Ölüyken Yaşamak

Anıl Yağcı’nın yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Her pastanın ayrı bir lezzeti vardır, kötü pasta yok mudur, o da vardır, bunu inkar etmiyorum. Ama şunu iyi bilmek gerekir ki pastayı pasta yapan şey kremasıdır. The Dig’de de bu krema fark yaratıyor. Bağlam ve malzemeler kısıtlı olsa da durgunluk ve dinginliğin birleşimiyle olulan o krema, pastanın -yani filmin- tadını iki tık yukarıya çıkarıyor. The Diğer filmi bize ne anlatıyor peki?”

Comments

comments