2013’te “Korku Seansı” filmi ile başlayarak Conjuring Evreni olarak adlandırılan serinin son halkası Dehşetin Yüzü filmi hakkında yazılmış eleştiri yazılarını sizin için derledik. İyi okumalar…

1-Korku filmlerinin de “evreni” var

Mehmet Açar’ın yazısı için tıklayın – Habertürk

“2013’te  bizde “Korku Seansı” adıyla gösterilen “The Conjuring”, artık bir seriye dönüşmüş durumda. Seri, Conjuring Evreni (The Conjuring Universe) diye de adlandırılıyor. İlk filmin ardından 2014’te “Annabelle”, 2016’da “The Conjuring 2”, 2017’de ise “Annabelle: Creation” adlı filmleri seyrettik. “Dehşetin Yüzü”, bu “evren”den gelen beşinci film.”

2-The Nun (2018) – Film Eleştirisi

Gizem Şimşek Kaya’nın yazısı için tıklayın – Karanlık Sinema

“The Nun, 50’li yıllar içerisinde geçmesiyle Wan evreninin diğer filmlerine nazaran daha gotik bir yapıya sahip olmasına rağmen, maalesef öncüllerinin fazla olması nedeniyle kısır bir öyküye sahip. Olabildiğince Wan evrenini temsil eden hayalet kalabalıkları, ters dönen haçlar ya da ilkinde yaratıcı olan ancak artık alışıldık gelen gölge suretiyle maalesef çok yaratıcılık içermiyor. Buna rağmen çekimler ve kısır öyküye rağmen oyunculuklar ve efektler oldukça başarılı.”

3-Şeytan filmleriyle Dan Brown romanlarının karışımı

Atilla Dorsay’ın yazısı için tıklayın – T24

“Doğrusu film fena başlamıyor. Ve konusu aşınmış da olsa,  yeterince ürperme umudu doğuyor. Ne var ki her şey kısa zamanda yozlaşıyor ve monotonlaşıyor. Ayni korkutma oyunlarına dayalı abartılı çekimler, özellikle The Exorcist- Şeytan’dan beri korku sinemasının ana motiflerinden olan Hrıstiyan diniyle bu yeni buluşmayı alabildiğine  sömürmeye başlıyor.”

4-Dehşetin Yüzü: Tanrı Burada Biter

Tayfun Çidem’in yazısı için tıklayın – Pera Sinema

“Peki, sahiden de “Dehşetin Yüzü” söylendiği kadar korkunç mu? Evet, yani James Wan’a göre Valak’ı bu derece rahatsız edici yapan şey bir rahibe, insanların kötülük gelmesini beklemeyecekleri, kendini kutsala adamış biri gibi görünmesi. Öte yandan makyajda çok iyi iş çıkartan ekip de bir tebriki hak ediyor. Bunun yanı sıra ses unsurunda diğer filmlere kıyasla daha az etkileyicilik sezmiş olabilirim. Karakterlerin eylemlerinde de film boyunca altı daha sağlam doldurulması gereken noktalar olduğu aşikâr ancak hepsi bir kenara film bir korku filmi olarak bizi fazlasıyla korkuttu.”

5-Bir evren yarattım, içine de gezegen doldurdum!

Burçin Aygün’ün yazısı için tıklayın – Beyazperde

“Açıkçası bu film, ben ve nice korku severin büyük bir merakla beklediği, bir yandan da beklemesek daha mı iyi dediğimiz bir projeydi. Netice ise ne tam bir hayal kırıklığı oldu, ne de korkudan nefessiz bırakacak bir şölen. İlginç bir şekilde Dehşetin Yüzü için “kaçırılmış bir fırsat” da diyemiyorum, zira artılar ve eksiler birbirine olabildiğine yakın.”

6-Bu Rahibe Hiç Korkutucu Değil…

Nusret Şen’in yazısı için tıklayın – Orta Koltuk

“Bana göre türü yeniden icat etmeye gerek yok. Yönetmen için Un, yağ ve şeker var ama ortada helva yok. Bu işler; havayı yeri mavi sislerle, örümcek ağları ile kaplamakla, gerekli gereksiz beliren gölgelerle, yerli yersiz serpiştirilen çarpuk çurpuk haçlarla olmuyor maalesef.. Kamerası ve tekniği iyi olmasına rağmen filmin oyunculuklarını, kurgusunu ve müziğini beğenmedim.”

7-Manastırda düello

Emrah Kolukısa’nın yazısı için tıklayın – Cumhuriyet

“Aslına bakarsanız serinin uzaktan uzağa Giallo (İtalyan korku sinemasının tüm dünyada bilinen adı) ile olan akrabalık kurma çabalarını takdir etmiyor da değilim ama Mario Bava, Lucio Fulci ve Dario Argento gibi ustaların yaratıcı üstünlüğüne yaklaşmaları pek o kadar kolay değil, zira adını saydığımız sinemacıların bir kısmı birçok başka kaynaktan da beslenen çok yönlü isimlerdi ve entelektüel yönleriyle filmlerine çok ilginç alt metinler döşemeyi beceriyorlardı.”

8-Amma verimli ‘seans’mış…

Uğur Vardan’ın yazısı için tıklayın – Hürriyet

“‘Dehşetin Yüzü’nde görüntü yönetmenliği başarılı, kadrajlar çekici. Mekânlar gotik korku kültürüne uygun (mum ışığının aydınlattığı koridorlar, karanlık bodrumlar). Ana karakterlerden biri (Peder Burke), ‘The Exorcist’ geleneğine bağlı; eh, atmosfer de fena sayılmaz ama gerilim sahneleri çok zayıf, çok zorlama, çok sıradan. Bu yanıyla da film bence ‘The Conjuring’ familyasının en başarısız halkası.”

9-Dehşetin Yüzü

Kaya Özkaracalar’ın yazısı için tıklayın – İleri Haber

“Dehşetin Yüzü, gotik bir şatodan dönüştürülmüş manastırın bahçesindeki sisler içindeki mezarlık ve karanlık mahzenler gibi korku sinemasıseverlerin beyaz perdelerde görme özlemini çektiği arketip gotik imgeleri başarıyla perdeye taşıması açısından övgüye değer bir çalışma ve kimi sahneleri çok etkileyici. Ancak arasıra “hınzır espirili” laflar eden, “sempatik” (ve “hoş”) bir yan karakterin de sık sık perdede arzı endam etmesi başta olmak üzere kimi tercihler filmin baştan sona kabus dokusu taşımasına set çekiyor.”

10-Manastırdaki şeytan

Murat Erşahin’in yazısı için tıklayın – sinemamuzik.com

“Türün ve benzeri öykülerin -ki özellikle ‘The Conjuring / Korku Seansı’nın- açtığı güvenli yoldan ilerliyor korku-gerilim örneği. Doğaüstü hayalet hikayelerini sıkça izlediğimiz dönemde, metin fazla parlak olmasa da; yapım tasarımı ve teknik kalitesi üst düzey filmin. Birkaç sahnede ise gerçekten hopluyorsunuz oturduğunuz koltukta.”

11-Dehşetin Yüzü Film Eleştirisi

Sanem Uçarlar’ın yazısı için tıklayın – laankara

“Bir korku filminde başarılı bir şekilde korkutulamıyorsam, filmi yeterli bulamıyorum. Peki başarılı bir şekilde korkutmak nasıl olur? Senaryoyla, hikayeyle, mimiklerle, sürükleyicilikle olur. Dehşetin Yüzü filmi ise her vasat korku filminin başvurduğu jump scare yani kısaca ”BÖH” efekti bulunuyor. Jump scare, sesle veya efektlerle aniden seyirciyi korkutma tekniği oluyor. Fakat bu ani sahnelerin ne zaman geleceğini anlarsanız, haliyle filmden beklediğiniz etkiyi alamıyorsunuz. The Nun filmi de standart yöntemler izliyor.”

Comments

comments